Doğada huzuru bulmak

İzin ver.jpgDoğa bizim en önemli ve değerli ilâcımızdır. Bizler doğanın bir parçasıyız. Her bir atomumuz, molekülümüz bu evrenin binbir farklı yerinde oluştu, bu dünyada buluştu ve bu dünyada hayat buldu.
Bu dünya bizler için ana rahmidir. Bizi korur, besler, iyileştirir. Hırsımız, aptallığımız ve benliğimiz bindiğimiz dalı kesmemize neden olmaktadır. Düştüğümüzde bizi tutacak bir “yer” de olmayacaktır. Dünyamızı koruyamazsak, dünyamızı kaybettiğimizde gidecek hiç bir yerimiz olmayaktır.
Uzayın “imkânsız” koşullarını “yaşanabilir” yapan yer dünyamızdır, Dünya Ana’mızdır.
Bizler Doğa’dan geldik ve Doğa’nın bir parçasıyız. Dolayısıyla zihnimiz bize başka hikayeler anlatırken, doğa bize… içimize… yüreğimize.. ve bütün hücrelerimize hitab eder. Zihnimizin gürültüsünden ve aldatmacalarından dolayı doğada olduğumuz zaman bile doğadan kopuk kalabiliriz. Ancak zihnimizi susturduğumuzda, aklımızı yüreğimize denkleştirdiğimizde kendimizin, doğanın ve sonra da varoluşun ihtişamına şahid oluruz. Hiç bir şekilde yalnız olmadığımızı ve hiç bir şekilde sonsuz bir zararımızın olmadığını görürüz.
Herşey iyi olacaktır. Aslında herşey zaten iyidir. Biz sadece bu evreni yeni öğrenmekteyiz.
Sevgiyle Paylaşın 

Reklamlar

Kendi içindeki huzur her an daimdir.

Hiç başınıza geldi mi…?  Aşırı sıkıntılı gününde, için kasvet dolmuşken tıpkı yağmur yağarken güneşin açması gibi, karşınıza birşey çıkar ve havanızı bir anda değiştiriverir.

Belki 17-18 yaşımdayken bu benim başıma gelmişti.  Birkaç gündür üzerimden atamadığım bir ağırlık vardı. Aşırı bunalıyordum. Bu sıkıntıyı üzerimden nasıl atacağımı bilemiyordum. Ne için olduğunu bile çözememiştim. Bir gün çay bahçesinde otururken yan masada sağır ve dilsiz iki gencin birbirleriyle iletişimleri dikkatimi çekti. Onların el kol hareketleriyle konuşmaları, engellerine rağmen keyifle sohbet etmelerini  seyrettikçe onların dünyalarına girmeye başladım. Birkaç dakika içinde üzerimdeki bütün ağırlık gidiverdi. Kendimi kuş kadar hafiflemiş hissettim bir an.

Bu olaydan sonra pek çok seferler dikkatimi çekti… Bir çiçeğin güzelliği, bir kedinin yalanışı, martının çığlığı, kar tanelerinin düşüşü, güneşiın ışıltısı, huzur veren bir müzik, gönülden gelen bir dua, meditasyon… Bunlar gibi pek çok şey bizi bulunduğumuz düşünce girdabından bir an için bile olsa bizi çekip kurtaran şeylerdir. Bizi götürdükleri yer ise, her an içimizde bulunan  o sonsuz huzur.

Gerisi bize kalmış. O huzurun bize olan yakınlığını bilmek ve oraya istediğimiz an geri dönebilmek için gerekli mihenk taşlarını koymak veya zihnimizin kaosuna geri dönerek bizi götürdüğü ne diyarsa oralarda yaprak gibi savrulup durmak.

Dolayısıyla, sıkıntılı günlerinizde, sıkıntılı zamanlarınızda size huzur veren şeylere daha çok dikkat edin. Bunlar çok küçük şeyler olabilirler. Genelde de öyledir. Ama sizi bulunduğunuz zihinsel kaostan çıkartır, bir an bile olsa sonsuz bir huzura götürürler. Bu fırsatı kaçırmayın. Ve o hisse bütün gayretinizle asılın. O his, sizin kaostan çıkış biletinizdir.

Unutma ! Hayatın bütün fırtınalarının ortasında bile.jpg

Bırak gitsin. Zaten seninse geri döner.

 

Sahip olduklarımızın uçup.jpg

Birşey bizi mutlu etmeye başladıktan sonra biz onu artık mutluluğumuzun kaynağı olarak görmeye başlarız. Geçici de olsa mutluluğumuzu sağlayan bu dış unsur, artık bizim “mutluluğumuzun bizim dışımızdaki bir objelere bağımlı olduğu” inancını geliştirmemize sebep olur.

Mutluluğun aslında içsel bir özellik olduğunu unuttuğumuz andan itibaren ise bütün ümidimiz bu objeler olur ve biz bu objelere “bağımlı” konumuna düşeriz.

Şanslıyız ki hayatta tek değişmeyen şey değişikliğin kendisidir. Dolaysıyla gün gelir, bize mutluluk veren o şey uçup gider. O zaman içine düştüğümüz üzüntü ve umutsuzluk aslında bize unuttuğumuz birşeyi hatırlatmakla vazifelidir: Mutluluğun özü kendi içimizdedir.

Bu bunalımlı devre aslında sadece daha bilinçlenmiş bir insanın yaradılışının hikayesidir.

Üzüntülerimiz zaman içinde hafifler, hayat devam eder. Tekrar mutlu olmaya karşı direncimiz azaldıkça karşımıza bizi mutlu edecek ufak tefek şeyler çıkmaya başlarlar. Veya bir koku, bir ses, herhangi bir şey bize mutlu bir anımızı tekrardan hatırlatır. İşte o sihirli anda içimizde mutluluğu tekrar hissederiz. Ama bu sefer mutluluğumuzun sebebi kendi içimizdedir.

Daha da farkındalık sahibi olmayı başaran insanlar, gözle görülür, elle tutulur bir sebep olmadan mutlu oldukları anları, çocukluklarındaki o saf mutluluğu, meditasyon veya dua anındaki o ferahlığı hatırlarlar.  Bu hissin şu andaki koşullarından ne kadar bağımsız bir şekilde “var olabileceğini” idrak ederler. Baktıkları çiçek ile o çiçeği görürken hissettikleri o sonsuz hayranlığı, huzuru birbirinden ayırt edebilirler. Hissettikleri mutluluğun çiçekte değil kendi içlerinde olduğunu anlarlar. Ve gitgide kendi özlerine dönmeye başlarlar. Gerçekte mutluluklarını  gölgeleyen tek şeyin aslında dış kaynaklara bağımlı olmaktan oluştuğunu görürler.

Artık özgürdürler. Ve yürekleri bir kuş kadar hafif, gökyüzü kadar engindir.

Artık gerçekten mutludurlar. Çünkü içlerinde ne bir savaş, ne de bir direnç kalmıştır. Mutluluklarının kaynağını keşvetmişlerdir: Özbenliklerinin “mutluluk” olduğunu idrak etmişlerdir. Ve bu idrakle artık mutluluğu dış obje ve koşullarda aramak ve onlara bağımlı olmaktan kurtulurlar. Artık tutundukları tek şey, kendi öz benlikleridir. Hoşa giden şeyler hissettikleri mutluluğu misliyle arttırırken, hoşa gitmeyen şeylerin ise sadece kendilerine dönmeleri gerektiğini hatırlatan sinyaller olduğunu idrak ederler.

 

Bağışlama ve İç Huzuru

Bağışlamak

Görsel

Barış Öncelikle İnsanın İçinde Başlar

Barış öncelikle insanların içinde başlar

Görsel

Blog İstatistikleri

  • 3,064 görüntüleme
Follow Çıkış Kapısı on WordPress.com