Kömürden Pırlantaya…

Pırlantayı çok değerli buluruz. Ama görmeyiz ki o aslında bir kömür parçasıdır. Bir kömür pırlanta olana kadar aşırı baskı altında kalır. Nihayetinde karşımıza ışıl ışıl parlayan, gözümüzü alamadığımız pırlanta olarak çıkar.
İlginç ki bizler de karbon bazlı varlıklarız ve pırlantayla eş bir kaderi paylaşırız. Hayatta karşımıza çıkan ve kötü olarak nitelendirdiğimiz herşey aslında bizileri ileri ki bir zamanda ışıl ışıl parlayacak birer pırlantaya dönüştürme sürecidir.
Bu süreçte karamsarlığa kapılmadan, bilinçli tepkiler vererek bu süreci çileli değil keyifli bir sürece çevirebilme kapasitesine sahibiz. Tıpkı dalgalarla boğuşmak veya sörf yapmak gibi.Bir pırlanta, topu topu.jpg
Ama bu kapasite temel olarak Evren ile bizim aramızdaki, son derece özel ve kişisel bir iletişimden geçer.
Hayat bize tecrübelerimizle konuşur. Ne kadar dinlemeyi öğrenirsek ve kendimizi, özümüzdeki sevgi, yaşam ve ışık doğrultusunda, kötü/iyi, güzel/çirkin diye ayırt etmeden bir teslimiyet ve özgür irade dengesi içinde düşünür, hisseder ve hareket edersek, bu süreci o kadar başarıyla ve keyifle geçiririz.
Kendimizi yontma becerimiz bir pırlanta olma aşamasına geldiğimizde yayacağımız ışık ve renk cümbüşünün temel gerecidir.
Sevgiyle Paylaşın ❤
Reklamlar

Yumurta kırılmadan civciv çıkmaz.

Hiç bir ressamın çalışmasını izlediniz mi? Resim yapmaya çok özenen ama çok beceremeyen birisi olarak ben onların yaptıkları eskizleri bile gördüğümde o “kadar güzel çizebilseydim ben o eskizi tablo olarak tutardım” diye içimden geçirirken benim sevgili ressamım üstüne cart diye başka bir boya atmaya, bir şekil çizmeye başlar…. “Aman Tanrım! O güzelim eskize ne yaptın!!!”  Ama bir de bakarım ki aslında plan bambaşkaymış. Ne güzel de yaparlar. O yarattıkları güzelliklikleri ne kadar da bonkörce saçarlar tuallerinin üstüne.Yumurtanin kabugu kirilmadan civciv cikmaz.jpg

Açıkçası hayat da böyle çalışır. Biz beceriksizlik ve kıtlık zihniyetiyle her gördüğümüz cazip şeye tüm gücümüzle asılırken aslında doğanın bizler için planladığı çok daha güzel resimlere bir türlü izin vermeyiz. İlk gördüğü durakta dinlenmeye başladığı için ilerideki çok daha mükemmel yerleri göremeyen yolcular gibi.

Ama doğa bizim zihnimizdeki hesaba göre çalışmaz. O tıpkı bir ressamın bütün renkleri en cesur, en bonkör , en zengin bir şekilde çekincesiz ve tam bir ilhâm ve zevk içinde kullanması gibi bütün yaratıklarını da birer boya damlası gibi çeşitli oluşumlarda ve çeşitli boyutlarda kullanır. Bu şekilde daima, çok daha mükemmele evrimleşen bir yaradılış şaheseri ortaya çıkartır.

Dolayısıyla değişim yaşamın en değişmez kuralıdır. Her yeni oluşum, her yeni yaradılış bir başka yaradılışla devamlı yerdeğiştirir. Eski yeniyi destekler, yeni eskiye anlam verir.

Belki yumurtanızın kırılmasını istemiyorsunuz. Ona olan sevginiz ve bağımlılığınız sizin onun kırılmasına razı olmanızı engelliyor. Ama bu durumda hiç bir zaman bir civcivin o sevimli yaşam enerjisini yaşayamayacaksınız. Ama unutmayın civciv büyüdüğünde o da bir yumurta yumurtlayacak. Farklı bir yumurta belki ama yaşam yaşamdır ve akışkan bir bütündür.

Bırakın kıtlık ve beceriksizlik enerjinizi artık geride. Doğayla birlikte akışın sizde.

Sevgiyle Paylaşın ❤

Problemleri çözebilmek için farklı bir anlayışa ihtiyaç duyarız

Hiç bir problem yaratılmış

Bu söz Albert Einstein’ın 23 Haziran 1946 yılında Michael Amrine ile yaptığı mülâkatta söylediği bir sözdür. (‘The Real Problem is in the Hearts of Men’: ‘Gerçek Problem İnsanların Kalplerindedir’ New York Times Dergisi, sayfa 7) Einstein tam olarak “Eğer insanlık yok olmaktan kurtulup, daha ileri seviyelere ulaşacaksa, bunun yolu yeni bir düşünce tarzından geçer” demiştir. Makalenin psikolojik ve ruhani kapsamından, ve cümlenin kurulduğu bu ortamdan çıkarak bu sözdeki anlamı aynı kısalıkta ifade edebilmek için, insanlar farklı cümleler üretmişlerdir.

Ama bütün cümlelerdeki temel anlam, insanlığın eski dünya düşünce yapısından, yani ‘zıtlıklar’düşünce yapısından çıkarak bir yüksek aşamadaki düşünce yapısına, yani ‘birlik’ düşünce yapısına ulaşmaları gerektiğini ifade eder.

Sonsuz yaradılışın temel tanımı zıtlıklar değildir. Zıtlıklar, evrende  sadece bir anlık, ve organizmaya göreceli tanımlardır. İyi/Kötü, Faydalı/Zararlı, Bizden/Onlardan, Güzel/Çirkin gibi birşeyi  ancak zıt tanımlarla tanımlayan bir zihin, evrimleşme sürecinde hızlı karar ve seçimler verilmesini sağlayarak hayatta kalmanın değerli bir aracı olmuştur. Ancak, sonsuz yaradılış gerçekte her an değişim içindedir. Sonsuz tanımları ve sonsuz boyutları olan bir olgudur. Zihnimizin 0/1 sınıflamasını ‘sonsuz’ aşar. Zihnin bu sonsuz yaradılışı kavrayabilmesi için 3(+1) boyutun üstüne çıkması ve tıpkı bir labirente yandan değil de yukardan bakıyor gibi görebilmenin getireceği avantajı yakalaması gerekir. Zihin, ancak boyut atlamayı öğrendiğinde bu sonsuz karmaşık ve dinamik yaradılışın içinde doğru yolu bulabilmeyi de öğrenir.

Ama hepimizin tahminlerinin dışında… doğru yolu bulan zihin değildir. Zihin sadece kendisinin bu mükemmel mekanizmada sadece belli bir rolü olduğunu idrak eder. Daha doğrusu bunu ‘biz’ idrak ederiz. Kendimizi zihnimizle tanımlamayı bırakırız. Zihnimiz ile kalbimiz arasındaki o bir karışlık mesafeyi aşarız. Sonsuz bilinci dinlemeye başlarız. İşte bu durumda artık biz sadece 3(+1) boyutlu sınırlar çizgisinde yaşayan varlıklar olarak bizi kat kat kere kat kat aşan bir evrende debelenip durmayı bırakırız ve gerçek kimliğimize bürünerek bu hayata, bu dünyaya, bu evreni idrak ederek lâyık olan ‘İnsan’ olmayı başarırız.

Sevgiyle Paylaşın ❤

İnsanlar Zorluklarla Karşılaştıkça Evrimleşirler

İnsanlar zorluklarla karşılaştıkça evrimleşirler.jpgİnsalar Zorluklarla Karşılaştıkça Evrimleşirler.

Bazı inanışlar insanların ve diğer bütün varlıkların daimi bir evrimleşme sürecinde olduğunu söyler. Bazı inanışlar ise insanların mükemmel olarak yaratıldıklarını ve sadece kişisel bir olgunlaşmanın söz konusu olabileceğini…
Açıkçası, ikisi de aynı düşüncenin farklı bakış açılarını temsil ederler. Çünkü herhangi birşeyin potansiyel mükemmelliği, onun faal mükemmelliğini garantilemez ve olgunlaşma sürecini dışlamaz. Kişisel olgunlaşma süreci red edilebilir bir durum olmadığı gibi, bireylerin toplumdan, toplumun da evrensel bütünlükten ırak varlıklar olmadıklarıda gitgide daha çok idrak etmeye başladığımız bir bilgidir.
Sevgiyle Kalın

Evrimleşmek

Bütün bu yaşadıklarından birgün bir şey yeşerecek

Görsel

Blog İstatistikleri

  • 3,071 görüntüleme
Follow Çıkış Kapısı on WordPress.com