Doğada huzuru bulmak

İzin ver.jpgDoğa bizim en önemli ve değerli ilâcımızdır. Bizler doğanın bir parçasıyız. Her bir atomumuz, molekülümüz bu evrenin binbir farklı yerinde oluştu, bu dünyada buluştu ve bu dünyada hayat buldu.
Bu dünya bizler için ana rahmidir. Bizi korur, besler, iyileştirir. Hırsımız, aptallığımız ve benliğimiz bindiğimiz dalı kesmemize neden olmaktadır. Düştüğümüzde bizi tutacak bir “yer” de olmayacaktır. Dünyamızı koruyamazsak, dünyamızı kaybettiğimizde gidecek hiç bir yerimiz olmayaktır.
Uzayın “imkânsız” koşullarını “yaşanabilir” yapan yer dünyamızdır, Dünya Ana’mızdır.
Bizler Doğa’dan geldik ve Doğa’nın bir parçasıyız. Dolayısıyla zihnimiz bize başka hikayeler anlatırken, doğa bize… içimize… yüreğimize.. ve bütün hücrelerimize hitab eder. Zihnimizin gürültüsünden ve aldatmacalarından dolayı doğada olduğumuz zaman bile doğadan kopuk kalabiliriz. Ancak zihnimizi susturduğumuzda, aklımızı yüreğimize denkleştirdiğimizde kendimizin, doğanın ve sonra da varoluşun ihtişamına şahid oluruz. Hiç bir şekilde yalnız olmadığımızı ve hiç bir şekilde sonsuz bir zararımızın olmadığını görürüz.
Herşey iyi olacaktır. Aslında herşey zaten iyidir. Biz sadece bu evreni yeni öğrenmekteyiz.
Sevgiyle Paylaşın 

Reklamlar

Yargılama kendini tanımanın temel engelidir.

Yargılamadan
Kendimizi tanıyabilmemiz için benliğimizden bir adım uzaklaşmamız gerekir. Tıpkı iyi bir arkadaş gibi, tarafsız bir gözlemle kendimize bakmamız, doğrusuyla yanlışıyla kendimizi olduğumuz gibi görüp kabul edebilmemiz gerekmektedir.
Kendimizi geliştirebilmemizin ilk koşulu olan kendimizi olduğumuz gibi görebilmek, sonuçta kendimizi istediğimiz yönde geliştirebilmek özgürlüğünü getirir. Gerçekleri görmenin ve olduğu gibi kabul etmenin faydası, var olan koşulları ve dinamikleri daha etkin bir şekilde değiştirebilme becerisi getirmesindendir.
İçimizde var olanı kabul etmek ise ne yazık ki hemen herkesde ters bir tepki üretir. Çünkü verilen yargılar insanlarda ya suçluluk ızdırabı, ya da benlik kabarması yaratır. Gerçi benlik kabarması insanı pohpohladığı için pek çok kişi tarafından sevinçle kabul edilir, ama ister “iyi” diye tanımlayalım, ister “kötü” olarak… kendimizi tanımak yolunda verdiğimiz her yargı kendimizin bir sonra ki anında gerçekleştirebileceğimiz farklı bir oluşum gösterme, yani değişme becerimizi engeller. Onun için Kierkegaard “Beni tanımlamak beni yadsımaktır” demiştir.
Düşüncelerimiz başta olmak üzere bütün Evren daimi bir değişim içindedir. 
Düşüncelerimiz, alışkanlıklarımız, tutumumuz ve başka herşeyimiz her gün değişir. Bunu yaş yaşayanlar iyi bilirler. Ancak  ne kadar yargı yaparsak yaşamı o kadar o noktaya sabitleriz. Kendi hakkımızda ne kadar çok yargı sahibiysek, o derecede bu değişime izin veremeyiz. Çünkü elimizdeki malzemenin aslında çok değişken ve tamamen yontulmaya eğilimli bir lületaşı gibi yumuşak olduğunu fark etmeyiz. Onu belli bir şekilde tutarız ve sonra o şekilden değiştirmeye çalışırız. Sonuç olarak da ya elimizdekini kırarız ya da korkup kaçarız.
Elbette ki hepimizin bir temel şahsiyetimiz vardır. Ancak bu temel kişilik belli bir mükemmeliyetin sadece bir tohumudur, bir paftasıdır. Mükemmellik gökten hazır olarak inmez. Yaşam bu mükemmeliyetin geliştirildiği, kendi özümüzü bulma yolunu yürüdüğümüz bir yoldur. Her insan mükemmeldir ve biz ister farkındalıkla ister se bilinçaltında bunu biliriz.
Kısacası, hayatımız bir merdivenin basamakları gibi her an bu mükemmeliyetin yolunda ilerlediğimiz “insan hataları” ile yontulan bir yoldan başka birşey değildir. Yeter ki, bir heykeltraşın ilhâmının ona getirdiği hevesi, becerilerine olan inancı ve bu yaratıcılığın özgürlüğünü damarlarımızda hissedelim. Yeter ki, aynada gördüğümüzü tek gerçek ilân ederek onu hayatımızın sonuna kadar bir yük gibi taşımayalım.
Sevgiyle Paylaşın ❤

Kendini koşulsuz sev !

Seni özgürlüğüne götürecek olan yol.jpg

Kendini çok sevdiğini iddia eden kişiler bile aslında aynı sıkıntıyı yaşarlar…
Nasıl yaşamıyalım ki? Bütün çocukluğumuz, ergenlik çağlarımız neyi nasıl yapmamız gerektiği, kim olmamız gerektiği, nasıl olmamız gerektiği, hangi yaşta hangi işi başarmamız gerektiği ve diğer gerekenler ile dolu bir sözde eğitim süreciyle geçer.
Kimse bize söylemez ki biz çok değerliyiz. Hatalarımızla, doğrularımızla çok ama çok değerliyiz. Herhangi birşey yaptığımız, herhangi birşey olduğumuz için değil. Sadece ve sadece biz olduğumuz için çok değerliyiz. Çünkü bütün evrende bizden tek bir tane vardır. Ve bu yaşam tecrübesini bizim açımızdan tek BİZ görür, yaşar, biliriz.
Onun içindir ki kimse bizim ne hissettiğimizi bilemez, anlayamaz ve hissedemez. Biz de onların ne hissettiklerini, yaşadıklarını anlayıp bilemeyiz. Çünkü herkes kendi yolunun temsilcisidir. Bu dünyaya bu hayatı yaşamaya gelmiştir. Bu hayatın öğrettiklerini öğrenmeye, olgunlaşmaya gelmiştir.

Ama sadece olgunlaşmak ve ders almak değildir amaç. Aynı zamanda mutlu olmaktır. Evren sonsuzluğunu bizleri üzmek için var kılmamıştır. Aksine evrenin kendisi sonsuz olduğu gibi bereketi de sonsuzdur. Her dert kendi devasıyla birlikte gelir.
Dünyadaki amacımız olgunlaşmanın yanı sıra Evren’in sevgi bazlı açılımını yaşamak, bize vermiş olduğu bütün potansiyeli maximum seviyede gerçekleştirmektir.

Dolayısıyla sevgililer… lütfen artık kendinizle barışın. Çünkü siz ne yaparsanız yapın değerlisiniz. Hata yok, yanlış yok. Bütün hata ve yanlış dediğimiz şeyler aslında sadece ve sadece bizi özümüzdeki mutluluktan uzaklaştıran hareket ve düşüncelerdir ki bunlar da olgunlaşma sürecinin parçalarıdır.
Seyret Mevlâm neyler, neylerse güzel eyler… (Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi)
Şimdi aynaya bakın ve görün o güzelliği… Bilin o güzelliği…
El kitabı olmadan, yanlış öğretilerle, yarım akılllarla yaşanmaya çalışılan bu hayatta herkes elinden gelenin en iyisini yapar. Ve bu hiç bir “gören” gözden kaçmaz.
Sevgiyle Paylaşın

Özündeki mükemmeliyeti gör ve bil. Gerisi sen değilsin.

Gözlerini kapat ve kendini en mükemmel hâlinle hayâl.jpgÖzümüzdeki güzellik ve mükemmelliği gerçekleştirememektir zaten bizi bunaltan, tatminsiz ve sıkıntılı yapan. Gerçekleştiremememizin temel sebebi de tersine fikirleri benimsemiş olmamızdır. “Yapamazsın”lar, “sen mi başaracaksın”lar döner dolaşır “yapamam”, “ben mi başaracağım” olarak içselleşir…
Ya da önceden hiç yapılabilmiş değildir ve sırf bu sebeple hiç bir zaman yapılamayacağına iknâ olmuşuzdur. Oysa, sadece kendimiz için değil, insanlık için de herşeyin bir ilki vardır.
Bu ilkin ne olması istediğimizi hepimiz biliyoruz; gerek insanlık için, gerek şahsımız için. Bunu çok yakınımızda hissediyoruz. Tıpkı dilimizin ucunda duran ama bir türlü hatırlayamadığımız bir köyün ismi gibi…
Nasıl ki başka birşeyle ilgilenmeye başladığımızda o dilimizin ucunda duran ama bir türlü hatırlayamadığımız köyün adı aklımıza geliverir, işte öylesine kolaylıkla gerçekleşecektir bu hayâlini kurmaya bile çekindiğimiz… gerçekleşmesinin ne kadar yakın olduğunu hissedip de inançsızlığımızla geri itip durduğumuz bu durum. Yavaş yavaş, doğada var olan bütün süreçler gibi kendi kendine pişip gelişecektir.
İstediğinizle inandığınızının çelişkisi içinde neredeyse ikiye bölünüp kalmayın. Bilin ki siz mükemmelsiniz. Bilin ki siz mutlu bir hayatı hak ediyorsunuz. Bilin ki hayatta başınıza gelen herşey size birşeyler öğretti.
Artık izin verin. Bırakın gitsin… mutluluğunuza, güzelliğinize ve mükemmeliyetinize inanmayan; sizi devamlı aşağıya çekmek isteyen bilinçsizlik, koşullanma ve izolasyon.
Sevgiyle Paylaşın ❤

Hayvanlardan öğrendiklerimiz

Hayvanlar bizlere sadece arkadaşlık ve sevgi vermezler… Onlar aynı zamanda bizlere sevgi, şevkât, empati, paylaşım, saygı gibi yaşanmadan öğrenilmeyen ve insanı insan yapan temel özellikleri öğreten mükemmel öğretmenlerdir. Ama hiç birini bile alamamış bir insan en azından bir kedinin sarılışındaki cenneti hissettiğinde cennetin ne olduğunu anlar ve bulduğu her yerde bunu tanımaya başlar. Yeryüzünde cenneti yaratmanın deniz feneri de budur.
Sevgiyle Paylaşın ❤Siz siz olun,.jpg

Hayatımızın Amacını Keşvetmek

Eğer hayatının amacını hâlâ bulamadıysan.jpgTutkularımız ruhumuzdan gelen bir çekimdir. Ruhumuz bu dünyada ne işle meşgul olmak için geldiyse bu konudaki becerilerimizi arttırmak üzere tutkularımızla bizi yönlendirir. Aslolan hangi isteklerimizin “ruhumuzdan gelen tutkular” olduğunu hangilerinin ise sadece koşullanma, hırs gibi nefsimizden kaynaklanan istekler olduğunu anlayabilmemizdir. Bunu anlamak için sessiz bir kafayla ruhumuzu dinlemeyi öğrenmemiz gerekir. Sonra yolumuz yavaş yavaş aydınlanmaya başlar.
Sevgiyle Paylaşın ❤

Problemleri çözebilmek için farklı bir anlayışa ihtiyaç duyarız

Hiç bir problem yaratılmış

Bu söz Albert Einstein’ın 23 Haziran 1946 yılında Michael Amrine ile yaptığı mülâkatta söylediği bir sözdür. (‘The Real Problem is in the Hearts of Men’: ‘Gerçek Problem İnsanların Kalplerindedir’ New York Times Dergisi, sayfa 7) Einstein tam olarak “Eğer insanlık yok olmaktan kurtulup, daha ileri seviyelere ulaşacaksa, bunun yolu yeni bir düşünce tarzından geçer” demiştir. Makalenin psikolojik ve ruhani kapsamından, ve cümlenin kurulduğu bu ortamdan çıkarak bu sözdeki anlamı aynı kısalıkta ifade edebilmek için, insanlar farklı cümleler üretmişlerdir.

Ama bütün cümlelerdeki temel anlam, insanlığın eski dünya düşünce yapısından, yani ‘zıtlıklar’düşünce yapısından çıkarak bir yüksek aşamadaki düşünce yapısına, yani ‘birlik’ düşünce yapısına ulaşmaları gerektiğini ifade eder.

Sonsuz yaradılışın temel tanımı zıtlıklar değildir. Zıtlıklar, evrende  sadece bir anlık, ve organizmaya göreceli tanımlardır. İyi/Kötü, Faydalı/Zararlı, Bizden/Onlardan, Güzel/Çirkin gibi birşeyi  ancak zıt tanımlarla tanımlayan bir zihin, evrimleşme sürecinde hızlı karar ve seçimler verilmesini sağlayarak hayatta kalmanın değerli bir aracı olmuştur. Ancak, sonsuz yaradılış gerçekte her an değişim içindedir. Sonsuz tanımları ve sonsuz boyutları olan bir olgudur. Zihnimizin 0/1 sınıflamasını ‘sonsuz’ aşar. Zihnin bu sonsuz yaradılışı kavrayabilmesi için 3(+1) boyutun üstüne çıkması ve tıpkı bir labirente yandan değil de yukardan bakıyor gibi görebilmenin getireceği avantajı yakalaması gerekir. Zihin, ancak boyut atlamayı öğrendiğinde bu sonsuz karmaşık ve dinamik yaradılışın içinde doğru yolu bulabilmeyi de öğrenir.

Ama hepimizin tahminlerinin dışında… doğru yolu bulan zihin değildir. Zihin sadece kendisinin bu mükemmel mekanizmada sadece belli bir rolü olduğunu idrak eder. Daha doğrusu bunu ‘biz’ idrak ederiz. Kendimizi zihnimizle tanımlamayı bırakırız. Zihnimiz ile kalbimiz arasındaki o bir karışlık mesafeyi aşarız. Sonsuz bilinci dinlemeye başlarız. İşte bu durumda artık biz sadece 3(+1) boyutlu sınırlar çizgisinde yaşayan varlıklar olarak bizi kat kat kere kat kat aşan bir evrende debelenip durmayı bırakırız ve gerçek kimliğimize bürünerek bu hayata, bu dünyaya, bu evreni idrak ederek lâyık olan ‘İnsan’ olmayı başarırız.

Sevgiyle Paylaşın ❤

Değerin başkalarının tasarrufunda değildir.

Başkalarının senin değerini görememeleri.jpg

Görsel

İsteklerin korkularının arkasında bekler

Sizce bir çocuk anne karnındayken doğumunu korkuyla mı bekler? Yoksa huzur içinde doğacağı güne mi hazırlanır?

Peki bir çocuk düştüğünde korkup yürümekten vazgeçer mi? Yoksa poposunu kaldırıp bıraktığı yerden yürümeye devam mı eder?

Peki niçin biz yetişkinler, korkularımızın esiri olarak rahat bir nefes bile alamayız?

Niçin kendimizi sahip olduklarımızın zaten isteklerimiz olmuş olduğuna inandırarak yeni birşey denemekten, o hayat boyu istediğimiz şeye doğru bir adım atmaktan korkarız? Ve korkularımızın bizi durdurmasına izin veririz?

Atalarımız “Korkunun ecele faydası yok” demişler. Yalan mı? Hepimiz teker teker şahit değilmiyiz ki insan ne kadar korkularına izin verirse o kadar çürüyüp gidiyor?

Bütün.jpg

Başarı…

Bazen çok güzel hayâllerimiz olur. Nasıl ulaşacağımızı da az biraz biliriz. Hattâ belki ulaşmışızdır da… Ama birşey vardır ki eğer dikkat etmezsek ha hiç ulaşamamıza ya da ulaşsak bile alaşağı olmamıza neden olur. O da kendimize olan dürüstlüğümüzdür.

Elbette ki bir hayâli gerçekleştirmenin yolu hayâllerine bütün benliğinle inanmaktan geçer. Ancak hayâllerimizi gerçekleştirirken yürüyeceğimiz yol hassas dengelerle doludur ve kendini kandırmayı kaldırmaz.

Kendini kandırmak ile kendine inanmak arasında büyük ve önemli bir fark vardır.

Birinde insan oynadığı sahanın niteliğinden haberdar bile değildir ve dolayısıyla bu sahada hiç bir maçı kazanamaz. Öbüründe ise kişi oynadığı sahayı bilir, oyununu ona göre açar ama odaklandığı nokta sahanın engebeleri değil, hayâlindeki başarıdır.

Kendimize olan dürüstlüğümüz, hem kendi koşullarımızın hem de dış koşulların bilgisini bize taşır, bizi gafletten korur ve oyunu başarıyla bitirmemiz için gerekli bilgileri bize verir. Eğer başarılı olmak istiyorsan.jpg

Previous Older Entries

Blog İstatistikleri

  • 3,064 görüntüleme
Follow Çıkış Kapısı on WordPress.com