Yiğitlik

Genellikle zor zamanlarda veya kendi iyiliğimiz için aşmamız gereken bir engelin, gerçekleştirmemiz gereken bir değişimin, daha önce hiç yapmadığımız birşeyi yapmanın eşiğindeyken olup bitenlerin yoğunluğu altında içimizdeki bir sesin bizi vazgeçmeye çağırdığını hissederiz. Zihnimiz bu işin altından nasıl kalkacağımızı idrak edemez, hafızamızda hiç bir ipucu yoktur. Zihin korku ile birleşerek bize bunun imkânsız olduğunu söylemeye başlar.

İşte o anda yapmamız gereken bu değişimi ve bu zorluğu edinmektir.

Fırtına benim dışımda değil; bu fırtına benim. Bu değişimi ben getiriyorum. Çünkü ben evrimleşiyorum, ben mükemmelleşiyorum. Ben bu değişime gebeyim, ben bu zorluğun üstesinden gelmeye hazırım. İçimdeki gizli cevherin açığa çıkabilmesi için, daha bütün, daha üstün ben olabilmek için bu meydan okunuşuna ihtiyacım var.

Şeytan fısıldarHer zorluk bizim içimizdeki gizli bir cevherin ortaya çıkarılışının efsanesidir. Fırtına sizsiniz! Evrenin bu zorluğu sizin karşınıza çıkarışının size özel bir basamak olarak sunduğunu bilin ve bu zorluğu edinin. Ruhunuz bu gelişime hazır! Fırtına sizsiniz!

Unutmayın! Her zorluk gelecekteki güzel günlerin, daha mükemmelleşmiş bir siz’in müjdesidir. Bu müjdeye odaklanın.

Sevgiyle kalın ❤

 

Reklamlar

Her anın farkındalığını koruyun

Pabucunu bağlarken bile.jpg

Farkındalık yaşanan anın farkında, bilincinde olmaktır.
Hayatımızda pek çok işi, özellikle alışageldiklerimizi, otomatik olarak yaparız. Meselâ yürürken, bulaşık yıkarken, araba kullanırken sık sık düşüncelere dalar, ancak dakikalar sonra neler yapmakta olduğumuzun farkına varırız. Yapmakta olduğumuz işin risk ve sorumluluk derecesine göre bu durum bazen oldukça ürkütücü olabilir. Bir fark ederiz ki arabamızla en tehlikeli bölgelerden tek birşeye bile dikkat etmeden geçip gitmişiz. Neler olmuş olabileceğini idrak ettiğimizde içimizi bir ürperti kaplar.
İşin acıklı tarafı, pek çoğumuz için bu öylesine alışılmış bir durumdur ki neredeyse bütün hayatımız sanki bir başkasının hayatını yaşıyormuşuz  gibi geçer gider. Ne içtiğimiz limonatanın, ne seyrettiğimiz gökyüzünün keyfini çıkartırız.
Daha da acıklısı, seçimlerimiz de, çözümlerimiz de tamamen tepkiselleşir, alışkanlıklarımız tarafından belirlenir olur. Hayatımızda vermemiz gereken kararları sağlıklı verebilmemiz için önce yaşadığımız tecrübeyi net bir şekilde görmemiz ve çeşitli yönlerinden idrak edebilmemiz gerekir. Ama sırf alışkanlık edinmediğimiz için, en ihtiyacımız olduğu anda dikkatimizi ve farkındalığımızı toparlayamayız. Rüzgarda savrulan yaprak gibi çevremizdeki çeşitli unsurların esiri olarak hareket ederiz.
Hayatımız sadece ve sadece kendimize aittir. Bizim sorumluluğumuzdadır. Bizim hakkımızdır. Bizim cennetimizdir. Onu cehenneme çeviren ise bu geminin kaptanının sarhoş ve baygın oluşudur.
Bütün yapmamız gereken karar vermek ve farkındalığı disiplinli bir şekilde gün be gün, an be an, yaşadığımız an’ın farkındalığını geliştirmektir.
Sevgiyle Paylaşın ❤

İltifat kabul etmek

Bir kişi size iltifat  ettiğinde nasıl tepki gösterirsiniz?

O iltifatın altında ezilip, ona nasıl lâyık olmadığınızı, bir hata olmuş olduğunu, şans eseri olduğunu mu anlatmaya başlarsınız?
Yoksa o iltifatı size yürekten gelen bir hediye olarak saygıyla mı kabul edersiniz?

İltifat kabul etmeyi öğren.jpg

Pek çok kişi başkalarından daha üstün olmaktan, daha doğrusu, sosyal kıyaslamalar yapıldığında daha üstün çıkmaktan çekinirler. Kimisi bundan başkalarının kalbinin kırılmasını, ezilmesini istemediği için çekinir, kimisi de başkalarının kıskançlık ve hasedine maruz kalacağından, nazardan korktuğu için istemez.

Ama her gönülden gelen iltifat sizdeki bir cevherin açığa çıkarılmasıdır. Bir insanın size samimiyetle baktığının ve sizi gördüğünün bir işaretidir. Sizdeki güzellikleri görebilen, sizin yücelmenizden sevinç duyan bir insanlık belirtisidir. Sizin de kendinizi daha da çok yüceltebilmeniz için bu güzelliğinizin farkına varmanızı isteyen bir dostun hediyesidir.

Bu iltifatı red etmek kibarlık ve alçakgönüllülükten geliyor gibi görünse de samimiyetsizlik kokar. Çünkü, takdir edilmek, beğenilmek bütün sosyal canlıların en doğal özelliğidir. İltifatı değersizleştirmek hem karşınızdakinin ve sizin ufuklarına gem vurur, hem de kendi öz değerinizin değersizleştirmesine yol açar.

Ve kendi değerini bilmeyen herkesin sonu değersizliktir.

Dolayısıyla, birisi size bir iltifat ettiğinde ona gülümseyin, gözünün içine bakın ve en değerli bir hediyeyi aldığınızın bilinciyle bütün samimiyetinizle ona teşekkür edin ve bu iltifatı edinin. Ne izah etmenize, ne detaylara girmenize, ne şansınızdan ne de şanssızlığınızdan bahsetmenize gerek vardır. Bütün yapmanız gereken size verilen bu hediyeyi kabul etmektir.

O andan itibaren, o iltifatı kulağınıza küpe yapın ve eğer o kaideye yerleştirildiyseniz içinizde o değeri gerçekleştirebilecek bir özellik bulunduğunu idrak edin.

İltifat kabul etmek, olmadığınız bir yerde olduğunuzu düşünerek kibir ve tembelliğe girmenin bir ifadesi değildir. Aksine, bir yola baş koymaktır… Arkadaşınız sesinizin güzel olduğunu mu söyledi? Demek ki bu değeri taşıyorsunuz. Elbette ki etüd etmeden, pratik yapmadan, her gün zevkle, özgüvenle daha güzel şarkı söylemeye gayret etmeden, sırf arkadaşınız söyledi diye bir anda süperstar olmadınız. Ama içinizde ki siz, oldu! Gerisi size kalmış.

Bu süreci, karşınızdakinin samimiyetinden şüphe duysanız bile yapın. Eğer kişinin art niyeti olduğuna inanıyorsanız, gelecekteki alışverişlerinize dikkat edin. Ama gene de kabul edin ve bunu özgüveninizi pekiştirmek için kullanacağınız bir hammadde olarak görün. Bir düşünün, eğer bu kişi sizi manipule etmek için yaptıysa, hem oyunlarına düşmediğinizde, hem de iltifat ettiği konuda gidgide ilerlediğinizde ne kadar şaşkına uğrayacaktır. Eğer size iltifat ederek egonuzu okşayıp, sizi yanlış yollara sürüklemeye çalışıyorsa, basitçe hangi yöne gitmek istediğinizin sizin seçiminiz olduğunu bilin.

Sevgiyle kalın.

İnsanlar Zorluklarla Karşılaştıkça Evrimleşirler

İnsanlar zorluklarla karşılaştıkça evrimleşirler.jpgİnsalar Zorluklarla Karşılaştıkça Evrimleşirler.

Bazı inanışlar insanların ve diğer bütün varlıkların daimi bir evrimleşme sürecinde olduğunu söyler. Bazı inanışlar ise insanların mükemmel olarak yaratıldıklarını ve sadece kişisel bir olgunlaşmanın söz konusu olabileceğini…
Açıkçası, ikisi de aynı düşüncenin farklı bakış açılarını temsil ederler. Çünkü herhangi birşeyin potansiyel mükemmelliği, onun faal mükemmelliğini garantilemez ve olgunlaşma sürecini dışlamaz. Kişisel olgunlaşma süreci red edilebilir bir durum olmadığı gibi, bireylerin toplumdan, toplumun da evrensel bütünlükten ırak varlıklar olmadıklarıda gitgide daha çok idrak etmeye başladığımız bir bilgidir.
Sevgiyle Kalın

Mantık Hataları – Safsatalar

Beynimiz mükemmel bir bilgi işlem merkezidir.

Beynimizin ihtişamı uygulama alanının en ufak bir fiziksel hareketten en komplike sosyal ve duygusal işlevlere kadar çok geniş bir platform yelpazesinde gerçekleşmesindedir. Çevreden gelen sonsuz verileri en verimli ve en hızlı bir şekilde işler. İç dünyamız ve/veya vücudla koordinasyon içine girer. Kendisine gelen geridönüşleri işleyerek fiziksel/psikolojik/sosyal konum belirlemesi yapar. Sentezlenmiş dış verileri ve geridönüşümleri merkezi komuta merkezinden açıklanan niyet ve amaç bilgilerle karşılaştırır. Bu sentezin sonucunda yapılması gereken hareketleri seçeneklere dönüştürür ve sonra da aralarından en uygun olanını seçer. Üstüne üstlük bu işlem normal olarak milisaniyeler tutar ve normal olarak mükemmeliyetimizin farkına bile varmayız.

Bu mükemmel bilgi işlem sistemi en komplike problemleri çözerken, bizlerin hiç tahmin edemediğimiz şekilde hatalara sahiptir. İşlevlerinin gerektirdiği esneklik günlük hayatımızda pek çok seferler ‘hata’ olarak karşımıza çıkar. İlüzyonlar, mantık hataları bunların birer örneğidir. Bu hataların birer zayıflık mı güç mü olduğu bilim adamlarının sorunları olmaktayken biz sade vatandaşların sorunu bu hataların günlük hayatımıza olan zararlı etkilerini engellemektir. Çünkü mantık hatalarını farketmeden vereceğimiz kararlar, yapacağımız yargılar ve değerlendirmeler bütün hayatımıza büyük zararlar verebilecek güçtedirler.

Bir satıcınının size hiç istemediğiniz bir şeyi olmayan paranızı harcayarak alacak kadar başarılı bir satış yapabilmesinin sırrı buradadır. Bazı bireyler bunları içgüdüsel olarak bilir ve kullanırlar. Ama siz bir de bu konuları bilen ve bilinçli olarak kullanan büyük şirketlerin reklâm kampanyalarını düşünün.

Küçükten büyüğe üzerinde fikir yürüttüğümüz bilgilerimiz ve dolayısıyla seçimlerimiz, bu mantık hatalarının bize atacağı çelme ile bizi yapayanlış yerlere götürebilir. İşin kötüsü biz bunları bırakın farketmeyi, canımızla başımızla savunur hâle gelebiliriz.

Fikirlerimiz, inançlarımız, hayat görüşümüz ve dolayısıyla bütün hayatımız, bu ufak hataları göremediğimiz için ardı ardına yanlış yönlenmelerle bizi işin içinden çıkılmaz durumlara sokabilirler. Fikirlerimiz mantıktan, sağduyudan uzaklaştıkça bizi kendimizden, kendimizi tanımaktan uzaklaştırır, psikolojik-sosyal dengelerimizin bozulmasına sebep olabilirler.

İşte bütün bu durumlardan korunabilmek için felsefecilerin ve psikologların keşvettikleri mantık hatalarını anlamak ve onlarla karşılaştığımızda fark edebilmek zorunluluğumuz vardır.

Mantık hataları - safsatalar 1

Sağlam karakter

Karakter sağlamlığı

Görsel

Kendi gücünü bul

Sana güç vermeleri için başkalarına dayanma

Görsel

Dermanı sende

Derdimin dermanı

Görsel

Mutlu çocukluğu tekrar yakalamak

Mutlu bir çocukluk için

Görsel

Sevdiklerinin arasında sen de varmısın?

Eğer senden sevdiğin kişileri sıralamanı isteseydim,

Bu soruyu okuyan hemen hemen herkesin cevabı kendilerinin listede olmayışı…

Açıkçası şu ki sevgiden bahsettiğimizde ne yazık ki hep kendi dışımızda birşeyleri sevmeyi düşünüyoruz. Ailemiz, çocuklarımız, evimiz, arabamız, işimiz, arkadaşlarımız… Kendimizi sevmek aklımıza bile gelmiyor.

Niçin?

Çünkü, bize kendini sevmenin kibir, şımarıklık, kendini beğenmişlik, başkalarını küçük görmek, ukalâlık ve bencillikle aynı olduğu fikri verilmiş.

Amaç insanlara alçakgönüllülük aşılamak ve kibire kapılıp benliklerinin kabarmalarını engellemekmiş. Doğru ya kibirli bir insan sadece hata yapar, ne kendine ne başkasına hayrı dokunur; üstelik de hiç bir hatasının farkına varmadığı için kişisel olarak gelişmesine imkân yoktur.

Pek çok düşünce yapısında, insanlar ve kültürler kötü birşeyden uzak durabilmek için  genelde tam zıddına koşar, bu sefer de tam zıddı hataları yaparlar. İşte bu konuda da orijinal fikir amacını aşmış, insanlara temel bir alçakgönüllülük aşılamak yerine bu sefer de kişiye kendini sanki insanlığın bir parçası değilmiş gibi görmeyi, kendini yok saymayı aşılamaya başlamış. Sonuç olarak insanlar kendilerini sevmeyi ve kendilerine değer vermeyi bilmez olmuşlar. Kendi hayatlarını hiçe sayarken hep başkalarına muhtaç olmuşlar. Başkalarını kendilerinden mutlak olarak daha yüce görmeyi öğrenmişler. En acıklısı da en temel ihtiyaçları olan sevgiyi bulabilmek için kendi özlerindeki kaynaktan faydalanmak yerine başkalarına kul köle olmuş, beğenilmek, takdir edilmek, popüler olabilmek için kendi kendilerine ihanet eder olmuşlar.

Oysa bir düşünün, herkes bu toplumun, bu dünyanın, bu hayatın bir parçası. Bir kişiyi diğer kişiden daha değerli kılan temel hiç bir sebep yok. Hepimizin özü aynı.

Peki niçin başka herkesi sevip, kendimizi dışlıyoruz? Niçin başkalarına bol bol sevgi dağıtıp kendimizi bir gülümsemeye muhtaç duruma sokabiliyoruz? Başkaları sevgimize, bağışlamamıza, gayretlerimize lâyıkken biz hangi sebepten dolayı bunlara lâyık olamıyoruz? Kendimiz o kadar mı değersiziz ki şevkatimizle kendimize sarılıp, kendimizi affedip, “seni çok seviyorum” diyemiyoruz?

Kendini sevmek

Kendini sevmek hiç bir zaman ne kibirdir ne de bencillik.

Kendini sevmek başkalarını sevmek gibidir.   Kendi hakkınızda, tıpkı üstüne titrediğiniz çocuğunuz gibi düşünmektir. İçindeki çocuğu iyileştirmektir. Kendini korumak, geliştirmektir. Kendine bakmanın ve mutlu olmanın en temel yöntemidir.

 

Bazı kişiler ise bu soruya cevap olarak listede bulunduklarını ama pek çok kişiden sonra geldiklerini söylüyorlar…

Listede bulunmak kişinin en azından kendisini sevmeyi öğrenmeye başladığını gösterir ve bu çok çok çok önemlidir. Ama gene de yeterli değildir.

Niçin mi? Çünkü:

  1. SENin için SENden daha önemli hiç kimse yoktur.
    • Herkes çekip gittiğinde sen kendinle tek başına kalırsın. Başın dara girdiğinde başkaları belki yanında olabilirler ama sen her zaman kendi yanındasın.
  2. Sana en yakın kişi sadece sensin.
    • Eğer kendini dinlemeyi öğrenirsen seni senden daha iyi tanıyacak başka kimse olamaz. Kendini koşulsuz olarak sevmeyi, kabul etmeyi öğrendiğinden kendinin en iyi arkadaşı ve en iyi danışmanı olursun.
  3. Sevdiğin kişilere verdiğin sevginin asıl kaynağı sensin.
    • Başkalarına karşı hissettiğin o sevgi SENde ki evrensel noktadan kaynaklanıyor. Bir okuyucumuzun da söylediği Yunus Emre’nin sözleri gibi “Bir ben var bende benden içeru”… O sevgiyi hisseden o sevgiden dışlanabilirmi hiç?

 

Görsel

Previous Older Entries

Blog İstatistikleri

  • 3,064 görüntüleme
Follow Çıkış Kapısı on WordPress.com