Çocuklar tertemiz birer başlangıçtırlar.

Sağlıklı evlâtlar, sağlıklı bir aile, sağlıklı bir toplum ve dünya istiyorsak, hatırlayalım… Bir çocuk temiz ve yeni bir başlangıçtır. Zamanı çok gibi görünür oysa her anı bir öğrenme sürecidir. Her günü onu ya sağlıklı ya da sağlıksız tecrübelerle doldurur. Çocuklarınızın vaktini boşa harcamayın.

Onları dengeli ve kendi ayakları üzerinde durabilecek yetişkinler olarak yetiştirmeye özen gösterin. Unutmayın, bugün “işiniz var” diye, “nasıl çözülür bilemiyorsunuz” diye, kısacası “zorunuza gidiyor” diye ihmâl edeceğiniz her sorun, büyüdüğünde misliyle artmış olarak geri dönecektir. Bugün çabucak halledilebilecek bir sorun, onun bütün hayatını yiyip bitirecek ve hatta çevresindekilere de ömür törpüsü olabilecek bir sorun haline rahatlıkla dönüşebilir. 

Bir çocuğu iyi yetiştirmek.jpg

 

Tıpkı temelleri yanlış atılmış bir bina gibi, bir yetişkinin çarpaşık duygusal ve zihinsel yapısını yeniden yapılandırmak, onu işler ve akışkan hâle getirmek, sağlıklı gelişim ve yaşam formatına sokmak çok büyük emek, para, zaman kaybına sebep olur. Hem kendisini hem çevresini üzer, yıpratır. 

Çocuklarınızı çok sevin ve sayın. Siz onlara nasıl davranırsanız onlar da kendilerine öyle davranacaklardır.

Dikkatli olun.

 

Sevgiler

 

Reklamlar

Bırak gitsin !

Seni geçmişine bakarak yargılayanların.jpg

Hepimizin hayatında kötü deneyimleri ve hataları vardır. Ve herkes değişir. Kimisi iyiye doğru, kimisi kötüye doğru. Bu sayfaya bakan bir kişiyseniz büyük bir ihtimalle kendinizi yetiştirmek, iyileştirmek ve geliştirmek sizin en temel felsefenizdir. Bu başarılı bir kişinin yaklaşımıdır. Zaman içinde yol alacak olan kişinin tavrıdır. Ve sizin gibi insanlar, ister yavaş ister hızlı…  bugünü dününden daha evrimleşmiş olarak yaşayan kişilerdir.
Eğer sizi eskiden beri tanıyan bir başkası, sizin bugün nasıl olduğunuzu, geçmişinizden bağımsız olarak göremiyorsa, sizi “bugün olduğunuz gibi” göremiyorsa o kişi kendi kişisel yargılarını aşamamaktadır ve statükoyu bozmaktan rahatsızlık duyan bir kişidir. Kişisel yargılarını aşamayan insanların ise sizi tanımalarını bir yana bırakın, sizi sevmeleri bile imkânsızdır. Bu tür insanlar sizi devamlı geçmişinize çekerek sizin kişisel çabalarınızı, gelişiminizi gözardı ederler. Bu tür kişiler sizin kendinizi iyileştirmiş olmanızdan açıkça rahatsızlık duyarlar ve kendileri üzerinde çalışmak yerine sizin üzerinizde didişmeyi tercih ederler. Bu insanlar sizin gelişiminizi bir türlü hazmedemeyecekleri ve size daimi olarak huzursuzluk verecekleri için ne yazık ki bügününüzde gerçekten yerleri yoktur.
Onların hakkınızdaki fikirlerini bir kişilik sorunu haline getirmek yerine bırakın gitsinler ! Hiç kimseye hiç birşeyi ispatlamak zorunda değilsiniz. Özellikle de sizin iyiliğinizden rahatsız olanlara…!

Sevgiler

Baktığını Gör !

Baktığını gör !.jpg

Bakmasına bakarız da, görmek başka birşeydir. Hergün binlerce şeye bakarız. Doğru ya arabanın araba olduğunu anlamak için ona dikkat etmemize gerek yoktur. Beynimiz bunu otomatik olarak yapar. Hele şimdiki yaşamımızın kargaşasında… herşeyi otomatik olarak kategorize etmek ve sonra da en etkin bir şekilde bizi amacımıza götürecek olan yolu seçmek neredeyse bir mecburiyettir…
Ama gerçekten bir mecburiyetmidir? Biliyormusunuz… bunu makinalarda yaparlar… algılar, kategorize eder ve dışlar ya da plan içine alırlar. Çünkü amaçları planları gerçekleştirmektir. Bir makinanın varlığının gayesi budur.
Peki biz? Bizim hayatımızın gayesi nedir?
Hayatımızda bir amacımızın olması elbette ki gereklidir, çünkü bize yön verir. Ama bizleri bir makinadan farklı kılan başka neler vardır? Sevgimiz, duygularımız, neşemiz, ailelerimiz, çevremiz, ürettiklerimiz… Bunlar bizler için ne kadar bir “gaye/amaç” oluşturuyorlar, ne kadar “ruhumuzu doyuruyorlar” ?
Ulaşmak istediğimiz sonuçlar için neleri yok saymaya hazırız?Yürürken üzerine basıp geçtiğimiz karınca gibi… İşimiz uğruna dikkatimizi verirken yok olup gitmesine izin verdiğimiz ilişkilerimiz ve masumiyetler gibi…
Belki günün birinde “ben bu işi başardım” diyerek sevineceğiz… Ama onun uğruna “görmediğimiz” neleri kaçırdığımızı farkında bile olabilecekmiyiz? Ruhumuzu doyuracak mı yaşadıklarımız? Seneler sonra doygun, huzurlu bir hayat oluşturmuş olacakmıyız? Yoksa hâlâ hesaplar ve planlarla başını alıp gitmiş zihnimizin taabiyetinde mi olacağız?
Neleri kaçırdığı bir makinanın umurunda değildir.
Otomatlar var oluşla değil, amaçlarla sınırlıdırlar. Ama İnsan doğanın bir parçasıdır ve bu evren bile ona sınır teşkil etmez.
Bir işe odaklanmayın demiyorum… ama bilin ki baktığınız herşeyi görebilmek yetisine sahipsiniz, çünkü siz bir otomat değil doğanın ürettiği mükemmel bir varlıksınız. Doğanın bütün kapasitesi sizinle. Ancak bunun kestirme bir yolu yok. Doğa olduğunuzu idrak etmeden, yaşamınıza giren herşeyi “gör”meden geçebileceğiniz bir yol yok.
Baktığınız herşeyi GÖRün ! Onunla bir olun. Ancak o zaman yaşamaya  ve hatta daha çok başarmaya başlayabilirsiniz.
Sevgiler

Affetmek

Bağışlayamayan kişi.jpg

Kendisine yanlış yapılmamış bir kişi herhalde yoktur. Kendisine yanlış yapılan kişi ise haklı olarak yanlışı yapana karşı pek çok kötü his besler. Ancak bu kötü hislerin işe yaradığı tek nokta kişinin olumsuzluğa itilmesi ve resimdeki daha büyük hikmeti görene kadar acı noktasında tutulmasıdır.

Başımıza gelen olaylar sadece tek bir amaç taşırlar: Bilincimizi yükseltmek.
Suçlama ve kendine acıma duyguları ise bilincimizi yükseltmek yerine zıtlıklar oyununun (iyi/kötü, zararlı/faydalı) kısır bir döngü içinde devam ettirilmesinden başka bir işe yaramazlar. 

Amaç Evrenin bize ne öğretmek istediğini açık fikirlilikle öğrenmeye çalışmaktır.

Affetmek ise derslerin öğrenilip, acıların iyileştirilmeleri için temel vasıtadır. Çünkü affedebilmek, Evrenin sana karşı değil, senin yanında olduğunu idrak etmekle gelir. Affetmek karşımızdakiyle alâkalı değil, tamamen kendi ruhani olgunluğumuzla alâkalıdır ve hiç bir zaman karşımızdakine yaptıkları için izin vermek anlamını taşımaz.

Sevgiyle Paylaşın 

Hislerimiz pusulamızdır.

Her an ne düşünmekte olduğunu gözlemle.jpgHer an hislerimizin farkındalığında olmamız kendimizi, çevremizi ve hayatımızı daha iyi gözlemlememiz anlamına gelir. Bu gözlem ise var olandan ne kadar hoşnut olduğumuz ne yapmak istediğimiz sorularını kendimize sormamızı sağlar. Bu soruların cevabında ise hayatımızı istediğimiz gibi yönlendirebilme gücü saklıdır.
Sevgiyle Paylaşın ❤

Sen bu evrende yalnız değilsin

Pek çok şey seni bu koskoca evrende yapayalnız, çaresiz, ümitsiz olduğun hissine itebilir. Ama hiç bir zaman aklından çıkartma: Bu evrende yalnız değilsin. Seni gören, sen farkında değilken bile seninle birlikle olan, şah damarından da yakın olan, seni bir evlâdının ilk adımlarını atışını seyreder gibi şefkâtle izleyen, senin kendi yüceliğinin gerektirdiği özgür iraden ve mutlak gücünle, sahip olduğun o kutlu noktaya ulaşman için yönlendiren, onu işitemeyip hatalar yaptığında seni cezalandırmak yerine sonsuz bir sabırla sana seslenen, mutluluğundan başka bir ajendası olmayan bir güç var. O sonsuz güce ve bilgeliğe kulak ver.Bu evrende.jpg

Bırak gitsin. Zaten seninse geri döner.

 

Sahip olduklarımızın uçup.jpg

Birşey bizi mutlu etmeye başladıktan sonra biz onu artık mutluluğumuzun kaynağı olarak görmeye başlarız. Geçici de olsa mutluluğumuzu sağlayan bu dış unsur, artık bizim “mutluluğumuzun bizim dışımızdaki bir objelere bağımlı olduğu” inancını geliştirmemize sebep olur.

Mutluluğun aslında içsel bir özellik olduğunu unuttuğumuz andan itibaren ise bütün ümidimiz bu objeler olur ve biz bu objelere “bağımlı” konumuna düşeriz.

Şanslıyız ki hayatta tek değişmeyen şey değişikliğin kendisidir. Dolaysıyla gün gelir, bize mutluluk veren o şey uçup gider. O zaman içine düştüğümüz üzüntü ve umutsuzluk aslında bize unuttuğumuz birşeyi hatırlatmakla vazifelidir: Mutluluğun özü kendi içimizdedir.

Bu bunalımlı devre aslında sadece daha bilinçlenmiş bir insanın yaradılışının hikayesidir.

Üzüntülerimiz zaman içinde hafifler, hayat devam eder. Tekrar mutlu olmaya karşı direncimiz azaldıkça karşımıza bizi mutlu edecek ufak tefek şeyler çıkmaya başlarlar. Veya bir koku, bir ses, herhangi bir şey bize mutlu bir anımızı tekrardan hatırlatır. İşte o sihirli anda içimizde mutluluğu tekrar hissederiz. Ama bu sefer mutluluğumuzun sebebi kendi içimizdedir.

Daha da farkındalık sahibi olmayı başaran insanlar, gözle görülür, elle tutulur bir sebep olmadan mutlu oldukları anları, çocukluklarındaki o saf mutluluğu, meditasyon veya dua anındaki o ferahlığı hatırlarlar.  Bu hissin şu andaki koşullarından ne kadar bağımsız bir şekilde “var olabileceğini” idrak ederler. Baktıkları çiçek ile o çiçeği görürken hissettikleri o sonsuz hayranlığı, huzuru birbirinden ayırt edebilirler. Hissettikleri mutluluğun çiçekte değil kendi içlerinde olduğunu anlarlar. Ve gitgide kendi özlerine dönmeye başlarlar. Gerçekte mutluluklarını  gölgeleyen tek şeyin aslında dış kaynaklara bağımlı olmaktan oluştuğunu görürler.

Artık özgürdürler. Ve yürekleri bir kuş kadar hafif, gökyüzü kadar engindir.

Artık gerçekten mutludurlar. Çünkü içlerinde ne bir savaş, ne de bir direnç kalmıştır. Mutluluklarının kaynağını keşvetmişlerdir: Özbenliklerinin “mutluluk” olduğunu idrak etmişlerdir. Ve bu idrakle artık mutluluğu dış obje ve koşullarda aramak ve onlara bağımlı olmaktan kurtulurlar. Artık tutundukları tek şey, kendi öz benlikleridir. Hoşa giden şeyler hissettikleri mutluluğu misliyle arttırırken, hoşa gitmeyen şeylerin ise sadece kendilerine dönmeleri gerektiğini hatırlatan sinyaller olduğunu idrak ederler.

 

İlişkiler ve Güven:YouTube Video Paylaşımı

Türkçe’de çok güzel bir kelime vardır: “Arka-daş”. Arkanı dönebileceğin, sırtını dayayabileceğin kişi anlamına gelir. Kimi insanlar hayatımızda sadece ahbap, tanıdık olarak kalırlar . Kimileri arkadaşımız olmaya lâyık olurlar. En zoru ise “hayat arkadaşı” olabilmektir. Senelerle, ince nakış işlercesine her anını özenle, farkındalıkla paylaşabilecek yürekli yiğitlerin ‘birlikte’ yürüdükleri yoldur.
Tek başına yürünmez. Onun içindir ki bu yolu kiminle yürüyeceğinizi çok iyi seçmek gerekir.
Bu bir takım arkadaşlığıdır: Güven, eşzamanlılık ve birlikte çalışma gerektirir.
İşte bu sevgililer gününde sizlere, en azından güven nedir konusunu çok anlamlı görsellerle paylaşan bir video sunuyoruz.
Sevgiyle Paylaşın,
Sevgililer Gününüz Kutlu olsun
YouTube videomuz: İlişkilerde güven

2.jpg

 

Doğa hiçbirşeyi aceleye getirmez.

Doğa.jpg

Görsel

Sahip olduğun en önemli ilişki kendinle olan ilişkindir

Hayatta sahip olduğun en önemli ilişki

Görsel

Blog İstatistikleri

  • 3,571 görüntüleme
Follow Çıkış Kapısı on WordPress.com