Doğru Bilgi Ahenkli Titreşir

Doğruyu işittiğinde,.jpg

Kadınların erkekleri sinir eden bir huyları vardır. Gerçi erkekler de bunu yaparlar ama orayı eşelemeyelim artık 😉 Kadınlar bazen eşlerine bir konuda fikir danışırlar: “Mavi bluzumu mu giyeyim? Kırmızı olanı mı?” Erkek kendisine sorulan bu sorudan fikrine danışıldığını düşünerek gururu okşanmış bir şekilde “kırmızı olanı” der. Ve kadın gider mavi olanı giyer. Eh! erkek burada kopar. Kendisiyle dalga geçildiğini, ciddiye alınmadığını, vaktinin boşa harcandığını vs. düşünür. Eşine çatar: “Madem dinlemeyecektin, niye sordun?”  Haklıdır da…  Ama bilmez ki bu harekete aslında çoğu kadın da pek anlam veremezler.

Aslında olay çok basittir. Biraz ayıp olur ama kendisine fikri sorulan kişi biraz ayna vazifesi görmektedir. Nasıl mı? Soruyu soran kişi aslında ne istediğini bilmekte ama bildiğinin farkına varamamaktadır. Soruyu sorduğunda gelen cevabın ne olduğu da bu süreçte hiç önemli değildir. Kişi gelen cevaba göre ne hissettiğine bakar. Evvel ki örnekte de olduğu gibi, kadın bir ihtimal maviyi giymek istemektedir ancak kafası değişik sebeplerden dolayı karışmış, hangisini istediğini berraklıkla görememektedir. Eşi ona “kırmızı” dediğinde dudakları burkulup, “keşke mavi deseydi” hissini yaşadığı anda artık ne istediğini bilir.

İnsanların ne istediklerini bilmelerine en faydalı olan en büyük yardımcılardan biri ne istemediklerinin karşılarına çıkmasıdır. Onun için ne istemediğimizi bildiğimizde, ne istediğimizi de biliriz.

Peki bu bilgi nasıl gelir? Bu bir içsel bilgidir. Yukarda örneğini verdiğim olayı yaşadığınız anda içsel bilginizin anahtarını da tanımaya başlarsınız. O his öylesine derin ve özden gelir ki titreşimi çok berrak ve güçlüdür. Bilmektir, kaynaktır, özdür. Başka birşeyle karıştırılamaz. Doğruyla titreşir, yanlışla bir türlü uyum sağlamaz.

Ruhumuz, karşımıza çıkan bilginin doğruluğunu, titreşiminin uyumuyla hisseder.

Onun için çevremizde, hayatımızda, doğrularımızla ahenk içinde olmayan bilgilerle, koşullarla, dayatmalarla sarmalanmış olduğumuz hâllerde “bilişsel çelişki” dediğimiz durumu yaşarız. Dış koşulların getirdiği kuralları uygularız ancak için için hiç mutlu değilizdir. Çünkü kendimize, özümüze ihanet etmekteyizdir. Ruhumuz bize aksini söyler, yüreğimizdeki titreşim farklıdır ama sırf çevreye uyumlu olmak için onu duymazlık ederiz. Kendimize şefkat göstermeyek, ciddiye almayarak, önem vermeyerek, var oluş ve gelişimine yardımcı olmayarak kendimize karşı en büyük düşmanlığı yapmaktayızdır.

Bu durum hayatımızda çok ciddi yaraların açılmasına sebep olur. Dolayısıyla hayati bir öneme sahiptir. Aksi takdirde, kültürlerin aşıladığı doğruların doğruluğunu ispatlayarak, yaptığımız bu büyük hatayı örtmek için senelerle berbat işlerde çalışır, çile çektiğimiz evliliklere katlanır, bize hiç bir hayrı olmayan ortamlardan medet umarız. Ne kadar direnirsek, ne kadar çalışacağına bel bağlarsak, o kadar batarız. Ve sonunda hayatımızı boşa harcamış bir şekilde içimizdeki sesi dinlemiş olmamız gerektiğini idrak ederiz.

Artık böyle olmasın. Kafalarımız karışacaktır. Hele bu bilgi patlaması çağında… hele bu bütün dünyanın altüst olduğu, bilinen herşeyin başkalaştığı çağda… Elimizdeki en önemli pusulamız bu içimizdeki öz bilgidir.

Bu öz bilgiyi nasıl tanırız? Hem basit, hem zor. Herşey enerjidir. Duygularımız enerjinin tercümanıdır. Kırmızı gömleği giymek fikri sizi darattı mı? Şimdi biliyorsunuz ne istediğinizi. Kırmızı gömleği giymek fikri bir salise boyunca hoşunuza gitti ama ilk saniye tamamlanmadan onu yıkamak ve ütülemek gerektiği aklınıza geldi ve içiniz daralıverdi… Şimdi biliyorsunuz, kırmızı gömleği giymek istediğinizi ama asıl istemediğinizin iş yapmak olduğunu.

Kendimizi her an gözlemlemek, her düşünceye ve duyguya “şahit” olmak hayatımızın rahat ve neşe içinde akışkan hâle gelmesi için en önemli araçtır desek yalan olmaz. Ama nasıl ki çivi ve çekiç olmadan, sırf tahtalarla bir masa inşa edemezsiniz, duygu ve düşüncelerinizi de belli bir “gözlem” mesafesinden gözlemledikten sonra da sağlıklı, kullanışlı, faydalı, ve ahenki bir şekilde yerleştirmezsek, pratik ve kalıcı sonuçlar getirmeyiz. Kısacası, sağlıklı bir yaşam için, kendimizi gözlemlemeyi ve sonra da bir sanatçı gibi en güzel, en ahenki, en sağlıklı formata sokmayı öğrenmemiz gerekmektedir.

Yaşam bir sanattır. Bizler de yaratılan en muhteşem potansiyel. Kendimizden çakıl taşı ya da pırlanta yapmaz, çileli veya tatminkâr bir hayat yaşamak tamamen bizim sorumluluğumuzdadır. Tıpkı bir sanatçı gibi, ustalık yolunda adım adım yürüyerek gelişir hayat denen şaheserimiz.

Sevgiyle kalın.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s