Kendini Affet !

Kendi mutsuzluğumuzun temel sebebini ne yazık ki kendimiz oluştururuz. Kendimize karşı bitmeyen eleştirilerimiz, eleştirilerimizi başkalarına projekte ederek kendimizi diğer insanlarla paylaşabileceğimizden sevgiden uzaklaştırmamız iki temel hatadır.
Kendinizi bağışlayın.Kendini Affet ! 3.jpg
Hatasız kul olmaz lâfı boş yere söylenmemiştir. Hata olmayan hiç bir durum yoktur. Çünkü her doğru seçimde bile daha doğrusu vardır. Daha doğrusunu idrak ettiğimizde hayıflanmak yerine bunun bir öğrenme süreci olduğunu idrak etmemiz, elimizden gelenin en iyisini yapmaya olan kararlılığımız ve hatalarımızın etkilediği, kendimiz dahil, bütün varlıklardan samimiyetle affetmelerini dilememiz yeterlidir. Bu af dilemeyi şahsen yapabileceğiniz gibi, kalbinizden bir duayla da yapabilirsiniz.
Bütün yaşadıklarımız, yaşamımızın bundan sonraki safhasında nasıl daha ustaca ve bilgece seçimler ve hareketler göstermemiz gerektiğini öğreten birer derstir. Dersi alın, pişmanlığı abartmayın.
Kendinizi ve yaşamınızı eğer dürüstçe gözden geçirirseniz fark edersiniz ki kalbinizin kırıklığı başkalarının davranışlarından çok sizin kendi kendinize yaptıklarınızdan ve dolayısıyla kendi kendinize olan “ihanetinizden” kaynaklanır.
Kalbiniz, sevginize ve şefkatinize muhtaçtır.
Yaşamınızdaki ve kalbinizdeki boşluk, kendinize karşı duyarsız ve acımasız olmanızdan kaynaklanır. Kendinizi sevebilmeniz için ise başkalarının kurallarını değil, kalbinizin ihtiyaçlarını ön plana çıkartmayı öğrenmeniz gerekir. Bunu yapmak için hiç bir zaman geç değildir.
Kendinizi affetmek ve sevmek için ilk adımda bunu başka bir kişiye yapıyor gibi hareket edin. Ellerinizi kalbinizin üzerine koyun ve samimiyetle kendinize
“Seni seviyorum. Hatalarını affediyorum. Sen elinden gelenin en iyisini yaptın, yanlış olduğunu bile bile yaptığın şeylerde bile. Çünkü o anda yapabildiğinin en iyisi gene de oydu. Seni bağışlıyorum ve seni seviyorum.”
Bu sözleri kalbiniz hafifleyene kadar, bütün dikkatinizle ve samimiyetinizle tekrarlayın. İlk başta inandırıcı olmasa bile, içinizde kendini bağışlayamayan o kişiye seslenin. Sizi işitecektir.
Sevginizi kendinizle paylaşın ❤
Reklamlar

Kızgınlık değil, “kararlılık”

Kızgınlıkla değil.jpg

Ne olursa olsun.. Sizde kızgınlık hissine sebep olan her şeyin düzeltilmesi gereken bir konuya işaret ettiği muhakkaktır. Kızgınlık hissiniz boşa değildir. Ancak bu nokta çok hassas bir noktadır ve farkındalıkla, bilgelikle davranmayı gerektirir.

Kızgınlık hissinizin kaynağını keşvetmek, kendi geçmişinizden gelen psikolojinizden mi kaynaklanıyor yoksa bariz bir sosyal yanlışlıktan mı kaynaklanıyor bunu çok iyi analiz edip anlamanız bu hissin size vermeye çalıştığı bilgi ve yaptırım talebini doğru şekilde gerçekleştirmeniz için çok çok çok önemlidir.

Ne için kızgınlık hissediyorum? sorusu akansuya engel olan taşları kaldıracak bir sorudur.

Eğer bu sorunuzun cevabını büyük oranda kendi içinizde, kayda değer bir miktarı da dış dünyada bulursanız. Kızgınlığın kaynağını yakın takibe alarak sebeplerini, ne kadar haklı, ne kadar haksız olduğunuzu vs. dikkatlice izleyin. Kendinize karşı dürüstlüğünüz oranında doğru yolda yürüyor olacaksınız.

İster sosyal ortamda gözlemlediğiniz yanlışlar, isterse de kendi içinizde gözlemlediğiniz hatalar… bir şeye son derece dikkat edin:

Kızgınlık akışın doğru yöne yönlendirilmesi için gereken ivmeyi kazandıran patlayış noktasıdır. Ancak bu yüksek ivmeli enerjiyi sağlıklı forma sokmak bilgelik gerektirir.

Tıpkı bir tabancanın mermiyi fırlatmak için bir miktar baruttan faydalanması gibi. Amaç hiç bir zaman barut fıçısını etrafa saçıp sonra da ateşlemek değildir. Bu sadece herkese zarar verir.

Dolayısıyla, sizi kızdıran olaylara karşı bu ivmeyi bilgece kullanmak geliştirilmesi gereken bir beceridir. Kendi psikolojinizin üstadı olma yolunda olayları ve kendinizi, istediğiniz yöne doğru yönledirebilmek için yapmanız gereken kızgınlığı kararlılığa dönüştürebilmektir. Örneğin, geçen gün bir danışanım bana mahallelerinde hayvanlara karşı kötü davranan bir kişiden kızgın bir şekilde bahsetti. Bu şefkatli insan, kızgınlık içinde ona buna çatıp hak arayacağını ifade etti. Gerçekten de takdir edilecek bir davranış. Ama bu güzel insanın gerekli makamlara gidip yetkililere çatması, gece uykularını kaçıracak şekilde bu olaya kızgınlık hissetmesi mi daha faydalıdır? Yoksa, sağlıklı bir hareket plan çizerek içindeki kızgınlığı yılmayan bir kararlılığa dönüştürmesi mi?

İki kere yetkiliye küfretmek belki içimizdeki kızgınlığı o an için tolere edilebilir hâle getirebilir ama sanırım hepimiz şahsen biliyoruz ki bu hareketle bir sonuç getirmez. Üstelik sonuç alamadığımız için kendimizi sadece daha güçsüz hissetmemize sebep olur. “Şikayet ettik ama belediye aldırmıyor bile…” Bu sözü hepimiz işitmiş ya da söylemişizdir. Oysa, “Ben bu durumdan rahatsızım. Bu rahatsızlığımı dengesizce etrafa saçmak veya bu rahatsızlığıma göz yummak yerine bu durumun beni harekete geçirmesi, beni motive etmesine karar veriyorum” gibi bir yaklaşım bize her an bu konuda çözüm getirecek hareketleri destekleyecek ivmeyi sağlar. Sağlıklı yollarla sonuç aramamıza izin verir. Hiç yılmadan çözüm aramamız ise takdir edersiniz ki her zaman daha çok sonuç verir.  Kızgınlığın doğru seçimlere yönlenen bir kararlılığa dönüştürülmesi kendi iç huzurumuzu, kendimize olan saygımızı ve özgüvenimizi koruyan bir tutumdur. Bu yaklaşım, aynı zamanda sosyal huzurun korur ve toplumun birbirine karşı saygı seviyesini de yükseltir.

Her gününüz bir evvelkinden daha güzel olsun. Sevgiler.

Çocuklar tertemiz birer başlangıçtırlar.

Sağlıklı evlâtlar, sağlıklı bir aile, sağlıklı bir toplum ve dünya istiyorsak, hatırlayalım… Bir çocuk temiz ve yeni bir başlangıçtır. Zamanı çok gibi görünür oysa her anı bir öğrenme sürecidir. Her günü onu ya sağlıklı ya da sağlıksız tecrübelerle doldurur. Çocuklarınızın vaktini boşa harcamayın.

Onları dengeli ve kendi ayakları üzerinde durabilecek yetişkinler olarak yetiştirmeye özen gösterin. Unutmayın, bugün “işiniz var” diye, “nasıl çözülür bilemiyorsunuz” diye, kısacası “zorunuza gidiyor” diye ihmâl edeceğiniz her sorun, büyüdüğünde misliyle artmış olarak geri dönecektir. Bugün çabucak halledilebilecek bir sorun, onun bütün hayatını yiyip bitirecek ve hatta çevresindekilere de ömür törpüsü olabilecek bir sorun haline rahatlıkla dönüşebilir. 

Bir çocuğu iyi yetiştirmek.jpg

 

Tıpkı temelleri yanlış atılmış bir bina gibi, bir yetişkinin çarpaşık duygusal ve zihinsel yapısını yeniden yapılandırmak, onu işler ve akışkan hâle getirmek, sağlıklı gelişim ve yaşam formatına sokmak çok büyük emek, para, zaman kaybına sebep olur. Hem kendisini hem çevresini üzer, yıpratır. 

Çocuklarınızı çok sevin ve sayın. Siz onlara nasıl davranırsanız onlar da kendilerine öyle davranacaklardır.

Dikkatli olun.

 

Sevgiler

 

Bırak gitsin !

Seni geçmişine bakarak yargılayanların.jpg

Hepimizin hayatında kötü deneyimleri ve hataları vardır. Ve herkes değişir. Kimisi iyiye doğru, kimisi kötüye doğru. Bu sayfaya bakan bir kişiyseniz büyük bir ihtimalle kendinizi yetiştirmek, iyileştirmek ve geliştirmek sizin en temel felsefenizdir. Bu başarılı bir kişinin yaklaşımıdır. Zaman içinde yol alacak olan kişinin tavrıdır. Ve sizin gibi insanlar, ister yavaş ister hızlı…  bugünü dününden daha evrimleşmiş olarak yaşayan kişilerdir.
Eğer sizi eskiden beri tanıyan bir başkası, sizin bugün nasıl olduğunuzu, geçmişinizden bağımsız olarak göremiyorsa, sizi “bugün olduğunuz gibi” göremiyorsa o kişi kendi kişisel yargılarını aşamamaktadır ve statükoyu bozmaktan rahatsızlık duyan bir kişidir. Kişisel yargılarını aşamayan insanların ise sizi tanımalarını bir yana bırakın, sizi sevmeleri bile imkânsızdır. Bu tür insanlar sizi devamlı geçmişinize çekerek sizin kişisel çabalarınızı, gelişiminizi gözardı ederler. Bu tür kişiler sizin kendinizi iyileştirmiş olmanızdan açıkça rahatsızlık duyarlar ve kendileri üzerinde çalışmak yerine sizin üzerinizde didişmeyi tercih ederler. Bu insanlar sizin gelişiminizi bir türlü hazmedemeyecekleri ve size daimi olarak huzursuzluk verecekleri için ne yazık ki bügününüzde gerçekten yerleri yoktur.
Onların hakkınızdaki fikirlerini bir kişilik sorunu haline getirmek yerine bırakın gitsinler ! Hiç kimseye hiç birşeyi ispatlamak zorunda değilsiniz. Özellikle de sizin iyiliğinizden rahatsız olanlara…!

Sevgiler

Baktığını Gör !

Baktığını gör !.jpg

Bakmasına bakarız da, görmek başka birşeydir. Hergün binlerce şeye bakarız. Doğru ya arabanın araba olduğunu anlamak için ona dikkat etmemize gerek yoktur. Beynimiz bunu otomatik olarak yapar. Hele şimdiki yaşamımızın kargaşasında… herşeyi otomatik olarak kategorize etmek ve sonra da en etkin bir şekilde bizi amacımıza götürecek olan yolu seçmek neredeyse bir mecburiyettir…
Ama gerçekten bir mecburiyetmidir? Biliyormusunuz… bunu makinalarda yaparlar… algılar, kategorize eder ve dışlar ya da plan içine alırlar. Çünkü amaçları planları gerçekleştirmektir. Bir makinanın varlığının gayesi budur.
Peki biz? Bizim hayatımızın gayesi nedir?
Hayatımızda bir amacımızın olması elbette ki gereklidir, çünkü bize yön verir. Ama bizleri bir makinadan farklı kılan başka neler vardır? Sevgimiz, duygularımız, neşemiz, ailelerimiz, çevremiz, ürettiklerimiz… Bunlar bizler için ne kadar bir “gaye/amaç” oluşturuyorlar, ne kadar “ruhumuzu doyuruyorlar” ?
Ulaşmak istediğimiz sonuçlar için neleri yok saymaya hazırız?Yürürken üzerine basıp geçtiğimiz karınca gibi… İşimiz uğruna dikkatimizi verirken yok olup gitmesine izin verdiğimiz ilişkilerimiz ve masumiyetler gibi…
Belki günün birinde “ben bu işi başardım” diyerek sevineceğiz… Ama onun uğruna “görmediğimiz” neleri kaçırdığımızı farkında bile olabilecekmiyiz? Ruhumuzu doyuracak mı yaşadıklarımız? Seneler sonra doygun, huzurlu bir hayat oluşturmuş olacakmıyız? Yoksa hâlâ hesaplar ve planlarla başını alıp gitmiş zihnimizin taabiyetinde mi olacağız?
Neleri kaçırdığı bir makinanın umurunda değildir.
Otomatlar var oluşla değil, amaçlarla sınırlıdırlar. Ama İnsan doğanın bir parçasıdır ve bu evren bile ona sınır teşkil etmez.
Bir işe odaklanmayın demiyorum… ama bilin ki baktığınız herşeyi görebilmek yetisine sahipsiniz, çünkü siz bir otomat değil doğanın ürettiği mükemmel bir varlıksınız. Doğanın bütün kapasitesi sizinle. Ancak bunun kestirme bir yolu yok. Doğa olduğunuzu idrak etmeden, yaşamınıza giren herşeyi “gör”meden geçebileceğiniz bir yol yok.
Baktığınız herşeyi GÖRün ! Onunla bir olun. Ancak o zaman yaşamaya  ve hatta daha çok başarmaya başlayabilirsiniz.
Sevgiler

Blog İstatistikleri

  • 3,777 görüntüleme

Sosyal

Bizi Takip Edin

Follow Çıkış Kapısı on WordPress.com