Belâ Okuma, Şifâ Dile.

Onlara belâ okuma !.jpgBazen insanlar bize kötü davrandıklarında ya da belki istemeden canımızı yaktıklarında ilk tepkimiz kendimizi savunmak olur. Onlardan kurtulmak ve bize verdikleri acıyı bir an önce dindirmek isteriz.
Genelde gözümüzden kaçırdığımız nokta, onların bizim canımızı yakma sebeblerinin aslında onların kendi acılarıyla nasıl baş edeceklerini bilememelerinden kaynaklandığıdır.
Hepimiz isteyerek ya da istemeyerek bir başkasının canını yakmışızdır. Bu bizim bilinç seviyemize ve o durumdaki farkındalığımıza bağlı bir durumdur.
Ancak bazen bir kişi karşısındakine bilerek ve isteyerek acı veriyor olabilir veya acı verdiğini fark etmesine rağmen ne geri adım atar ne de özür diler. Bu tür davranışlar sadece ve sadece kendi içlerinde ki problemlerin büyüklüğünü ve onlarla baş edemediklerini gösterir.
Sorun hiç bir zaman kişinin özünün kötü olması değildir. Kişi ne kadar kötü davranırsa davransın aslında onun içinde sadece sevgiye susamış ama çıkış yolunu bulamayan bir kişi vardır.
Evet, bazen çivi çiviyi söker ve bir musibet bin nasihatten iyidir. Bazen kişi kendi de aynı acıyı tadmadan başkasına verdiği acının kötülüğünü idrak edemez.Ancak, eğer biz bir kişiye belâ okursak ve onun da acı çekmesini dilersek biz de o kişiyle aynı konuma düşeriz. Kötü karma geliştirir, öbür deyişiyle günaha gireriz.
Onların bize empati duyabilmeleri konusunda ki ihtiyacımız, acımızı bir an önce dindirebilmek için aceleyle bir belâ okumaya dönüşebilir.
Gerçekten de bazen elimizden geleni yapmışızdır ve hiç bir şekilde karşımızdakinin bizi işitmesini sağlayamamışızdır. Geri kalan tek şey onların da aynı acıyı çekerek, bulunduğumuz durumu idrak etmelerini dilemek olur.
Asıl niyetinizin onlara acı vermek değil, kendi acınızdan kurtulmak olduğunu bilin. Bunun sırrının da onların da iyileşmeleri olduğunu idrak edin. Sözleriniz belâ okusa bile için için o kişinin şifâ almasını dileyin. Bu sizinle Evren arasındaki bir iletişimdir. Niyetinizi berrak tutun.
Sevgiyle Paylaşın ❤
Reklamlar

Kömürden Pırlantaya…

Pırlantayı çok değerli buluruz. Ama görmeyiz ki o aslında bir kömür parçasıdır. Bir kömür pırlanta olana kadar aşırı baskı altında kalır. Nihayetinde karşımıza ışıl ışıl parlayan, gözümüzü alamadığımız pırlanta olarak çıkar.
İlginç ki bizler de karbon bazlı varlıklarız ve pırlantayla eş bir kaderi paylaşırız. Hayatta karşımıza çıkan ve kötü olarak nitelendirdiğimiz herşey aslında bizileri ileri ki bir zamanda ışıl ışıl parlayacak birer pırlantaya dönüştürme sürecidir.
Bu süreçte karamsarlığa kapılmadan, bilinçli tepkiler vererek bu süreci çileli değil keyifli bir sürece çevirebilme kapasitesine sahibiz. Tıpkı dalgalarla boğuşmak veya sörf yapmak gibi.Bir pırlanta, topu topu.jpg
Ama bu kapasite temel olarak Evren ile bizim aramızdaki, son derece özel ve kişisel bir iletişimden geçer.
Hayat bize tecrübelerimizle konuşur. Ne kadar dinlemeyi öğrenirsek ve kendimizi, özümüzdeki sevgi, yaşam ve ışık doğrultusunda, kötü/iyi, güzel/çirkin diye ayırt etmeden bir teslimiyet ve özgür irade dengesi içinde düşünür, hisseder ve hareket edersek, bu süreci o kadar başarıyla ve keyifle geçiririz.
Kendimizi yontma becerimiz bir pırlanta olma aşamasına geldiğimizde yayacağımız ışık ve renk cümbüşünün temel gerecidir.
Sevgiyle Paylaşın ❤

Blog İstatistikleri

  • 3,064 görüntüleme
Follow Çıkış Kapısı on WordPress.com