Ne sadece sen, ne sadece ben. Hem sen. Hem ben.

Bir karar verirken.jpg

Karar vermek hem hayatımızın kaçınılmaz bir parçasıdır hem de geminin dümeni gibi, hayatımızın geri kalanında yaşayacağımız yolculuğun niteliğini belirler. Kararlar yaptırımı ve sorumluluğu en yüksek tecrübelerdir. Seçimlerimizin sonuçlarından hem biz etkileniriz, hem de çevremiz etkilenir. Dolayısıyla doğru karar verebilmek en önemli becerilerimizdendir.

Ama karar verebilmek, özellikle yetersiz bilgi, aşırı değişkenli durumlar ve gerek içsel, gerek dışsal baskıların bulunduğu durumlarda ciddi anlamda zorlaşır. Bu tür durumlarda insanların çoğunluğu karar sorumluluğunu paylaşabilmek ve sorumluluğu üstlerinden atabilmek eğilimi taşırlar.

Sorumluluğu üstünden atabilmek için pek çok kişi kendisinden daha ‘akıllı’ ilân ettiği bir kişiyi tayin eder ve onun sözünü dinleyerek kendini bu sorumluluktan kurtarmayı umar. Pek çokları da kararsızlık veya daha önceden alışılagelmiş yolları takip etmek yoluyla ‘hayatın’ onlar için bir seçim yapmasını sağlar. Ama iki durumda da kişi bir karar almıştır: Hayatını bir başka gücün eline bırakmıştır.

Kendi hayatımız kendi sorumluluğumuzdadır. Bu sorumluluğu başkasına teslim etmek en ağır yüktür ki aslında bu en yanlış kararı almaktan bile çok daha ağır bir durumdur.

Bazı insanlar ise sorumluluğunu üstünden atmaz ve seçimlerini kendi ellerine alırlar. Ancak, seçimlerinde iki farklı tür eğilim gösterirler: Birey ağırlıklı ve toplum ağırlıklı.  Kimileri kararlarını verirken bencilce düşünür. Herkesten önce kendi kazansın ister. Başkaları zarar görürken kendisi kârda olsun ona yeter. Bu kişiler hiç bir zaman hiç birşeyden tatmin olamayan, son derece mutsuz insanlar hâline dönüşürler. Kimileri de tam tersine önce ait olduğu topluluğu, başkalarını düşünür. Ama bu kişiler de kendilerine değer vermemeyi alışkanlık hâline getirdikleri için zamanla kendilerini ve yaşamlarını geliştirme fırsatlarını kaçıra kaçıra kim olduklarını unutmaya başlarlar.

Peki bu hep ya da hiç, siyah ya da beyaz, sen ya da ben zihniyetinin dışında bir çözüm varmıdır? İnsanlar ya bencil ya da silik mi olmak zorundadırlar???

Bu soruya cevap Nash Dengesi teorisiyle Nobel ödülü kazanan matematikçi Jonathan Nash’den gelir: Tutuklu ikilemi deneyinden çıkartılan hisse şudur ki insanlar hem kendilerini, hem de bulundukları toplumu düşünerek karar verdiklerinde alınan sonuç bütün bireyler için en güzel sonuçtur. Bu bilgi aynı zamanda zıtlıklar çağının bitimi ve birlik çağının başlangıcının işaretlerinden sadece bir tanesidir.

Sevgiyle Paylaşın ❤

Not: Nash’in hayatını konu edinmiş olan, Russell Crowe’un başrolü oynadığı ismi Akıl Oyunları olarak Türkçe’ye tercüme edilmiş (A Beautiful Mind, yani Güzel bir zihin) olan filmde bu bilgi çok güzel bir şekilde tasvir edilmiştir.

Reklamlar

Yumurta kırılmadan civciv çıkmaz.

Hiç bir ressamın çalışmasını izlediniz mi? Resim yapmaya çok özenen ama çok beceremeyen birisi olarak ben onların yaptıkları eskizleri bile gördüğümde o “kadar güzel çizebilseydim ben o eskizi tablo olarak tutardım” diye içimden geçirirken benim sevgili ressamım üstüne cart diye başka bir boya atmaya, bir şekil çizmeye başlar…. “Aman Tanrım! O güzelim eskize ne yaptın!!!”  Ama bir de bakarım ki aslında plan bambaşkaymış. Ne güzel de yaparlar. O yarattıkları güzelliklikleri ne kadar da bonkörce saçarlar tuallerinin üstüne.Yumurtanin kabugu kirilmadan civciv cikmaz.jpg

Açıkçası hayat da böyle çalışır. Biz beceriksizlik ve kıtlık zihniyetiyle her gördüğümüz cazip şeye tüm gücümüzle asılırken aslında doğanın bizler için planladığı çok daha güzel resimlere bir türlü izin vermeyiz. İlk gördüğü durakta dinlenmeye başladığı için ilerideki çok daha mükemmel yerleri göremeyen yolcular gibi.

Ama doğa bizim zihnimizdeki hesaba göre çalışmaz. O tıpkı bir ressamın bütün renkleri en cesur, en bonkör , en zengin bir şekilde çekincesiz ve tam bir ilhâm ve zevk içinde kullanması gibi bütün yaratıklarını da birer boya damlası gibi çeşitli oluşumlarda ve çeşitli boyutlarda kullanır. Bu şekilde daima, çok daha mükemmele evrimleşen bir yaradılış şaheseri ortaya çıkartır.

Dolayısıyla değişim yaşamın en değişmez kuralıdır. Her yeni oluşum, her yeni yaradılış bir başka yaradılışla devamlı yerdeğiştirir. Eski yeniyi destekler, yeni eskiye anlam verir.

Belki yumurtanızın kırılmasını istemiyorsunuz. Ona olan sevginiz ve bağımlılığınız sizin onun kırılmasına razı olmanızı engelliyor. Ama bu durumda hiç bir zaman bir civcivin o sevimli yaşam enerjisini yaşayamayacaksınız. Ama unutmayın civciv büyüdüğünde o da bir yumurta yumurtlayacak. Farklı bir yumurta belki ama yaşam yaşamdır ve akışkan bir bütündür.

Bırakın kıtlık ve beceriksizlik enerjinizi artık geride. Doğayla birlikte akışın sizde.

Sevgiyle Paylaşın ❤

Blog İstatistikleri

  • 3,064 görüntüleme
Follow Çıkış Kapısı on WordPress.com