Yiğitlik

Genellikle zor zamanlarda veya kendi iyiliğimiz için aşmamız gereken bir engelin, gerçekleştirmemiz gereken bir değişimin, daha önce hiç yapmadığımız birşeyi yapmanın eşiğindeyken olup bitenlerin yoğunluğu altında içimizdeki bir sesin bizi vazgeçmeye çağırdığını hissederiz. Zihnimiz bu işin altından nasıl kalkacağımızı idrak edemez, hafızamızda hiç bir ipucu yoktur. Zihin korku ile birleşerek bize bunun imkânsız olduğunu söylemeye başlar.

İşte o anda yapmamız gereken bu değişimi ve bu zorluğu edinmektir.

Fırtına benim dışımda değil; bu fırtına benim. Bu değişimi ben getiriyorum. Çünkü ben evrimleşiyorum, ben mükemmelleşiyorum. Ben bu değişime gebeyim, ben bu zorluğun üstesinden gelmeye hazırım. İçimdeki gizli cevherin açığa çıkabilmesi için, daha bütün, daha üstün ben olabilmek için bu meydan okunuşuna ihtiyacım var.

Şeytan fısıldarHer zorluk bizim içimizdeki gizli bir cevherin ortaya çıkarılışının efsanesidir. Fırtına sizsiniz! Evrenin bu zorluğu sizin karşınıza çıkarışının size özel bir basamak olarak sunduğunu bilin ve bu zorluğu edinin. Ruhunuz bu gelişime hazır! Fırtına sizsiniz!

Unutmayın! Her zorluk gelecekteki güzel günlerin, daha mükemmelleşmiş bir siz’in müjdesidir. Bu müjdeye odaklanın.

Sevgiyle kalın ❤

 

Reklamlar

Hayvanlardan öğrendiklerimiz

Hayvanlar bizlere sadece arkadaşlık ve sevgi vermezler… Onlar aynı zamanda bizlere sevgi, şevkât, empati, paylaşım, saygı gibi yaşanmadan öğrenilmeyen ve insanı insan yapan temel özellikleri öğreten mükemmel öğretmenlerdir. Ama hiç birini bile alamamış bir insan en azından bir kedinin sarılışındaki cenneti hissettiğinde cennetin ne olduğunu anlar ve bulduğu her yerde bunu tanımaya başlar. Yeryüzünde cenneti yaratmanın deniz feneri de budur.
Sevgiyle Paylaşın ❤Siz siz olun,.jpg

Hayatımızın Amacını Keşvetmek

Eğer hayatının amacını hâlâ bulamadıysan.jpgTutkularımız ruhumuzdan gelen bir çekimdir. Ruhumuz bu dünyada ne işle meşgul olmak için geldiyse bu konudaki becerilerimizi arttırmak üzere tutkularımızla bizi yönlendirir. Aslolan hangi isteklerimizin “ruhumuzdan gelen tutkular” olduğunu hangilerinin ise sadece koşullanma, hırs gibi nefsimizden kaynaklanan istekler olduğunu anlayabilmemizdir. Bunu anlamak için sessiz bir kafayla ruhumuzu dinlemeyi öğrenmemiz gerekir. Sonra yolumuz yavaş yavaş aydınlanmaya başlar.
Sevgiyle Paylaşın ❤

Dertleri kendine çekmek…

Mutluluğumuzda, hayata bakış açımız başımıza gelen olaylardan çok daha fazla ağırlık taşırlar. Bazı insanlar en mutlu koşullarda bile mutsuzluğu kendilerine çekmeyi başarırlar. Nasıl mı? İşte bu paylaşımda listelenmiş bakış açılarına sahip olarak. Bu dünya görüşleri kişilerin hayat boyu aynı dertlerle boğuşmalarına sebep olur. Bu olumsuz görüş, hayatlarına sadece olumsuzluk girmesine neden olur. Çekim Yasası biz dünyaya hangi gözle bakarsak dünyanın bize onları getireceğine garanti verir. Bu Kur’an’da da bahsedilmiş bir durumdur.Çile-keş (dert-çeken) kişilerin hayat görüşleri.jpg

Her anın farkındalığını koruyun

Pabucunu bağlarken bile.jpg

Farkındalık yaşanan anın farkında, bilincinde olmaktır.
Hayatımızda pek çok işi, özellikle alışageldiklerimizi, otomatik olarak yaparız. Meselâ yürürken, bulaşık yıkarken, araba kullanırken sık sık düşüncelere dalar, ancak dakikalar sonra neler yapmakta olduğumuzun farkına varırız. Yapmakta olduğumuz işin risk ve sorumluluk derecesine göre bu durum bazen oldukça ürkütücü olabilir. Bir fark ederiz ki arabamızla en tehlikeli bölgelerden tek birşeye bile dikkat etmeden geçip gitmişiz. Neler olmuş olabileceğini idrak ettiğimizde içimizi bir ürperti kaplar.
İşin acıklı tarafı, pek çoğumuz için bu öylesine alışılmış bir durumdur ki neredeyse bütün hayatımız sanki bir başkasının hayatını yaşıyormuşuz  gibi geçer gider. Ne içtiğimiz limonatanın, ne seyrettiğimiz gökyüzünün keyfini çıkartırız.
Daha da acıklısı, seçimlerimiz de, çözümlerimiz de tamamen tepkiselleşir, alışkanlıklarımız tarafından belirlenir olur. Hayatımızda vermemiz gereken kararları sağlıklı verebilmemiz için önce yaşadığımız tecrübeyi net bir şekilde görmemiz ve çeşitli yönlerinden idrak edebilmemiz gerekir. Ama sırf alışkanlık edinmediğimiz için, en ihtiyacımız olduğu anda dikkatimizi ve farkındalığımızı toparlayamayız. Rüzgarda savrulan yaprak gibi çevremizdeki çeşitli unsurların esiri olarak hareket ederiz.
Hayatımız sadece ve sadece kendimize aittir. Bizim sorumluluğumuzdadır. Bizim hakkımızdır. Bizim cennetimizdir. Onu cehenneme çeviren ise bu geminin kaptanının sarhoş ve baygın oluşudur.
Bütün yapmamız gereken karar vermek ve farkındalığı disiplinli bir şekilde gün be gün, an be an, yaşadığımız an’ın farkındalığını geliştirmektir.
Sevgiyle Paylaşın ❤

Problemleri çözebilmek için farklı bir anlayışa ihtiyaç duyarız

Hiç bir problem yaratılmış

Bu söz Albert Einstein’ın 23 Haziran 1946 yılında Michael Amrine ile yaptığı mülâkatta söylediği bir sözdür. (‘The Real Problem is in the Hearts of Men’: ‘Gerçek Problem İnsanların Kalplerindedir’ New York Times Dergisi, sayfa 7) Einstein tam olarak “Eğer insanlık yok olmaktan kurtulup, daha ileri seviyelere ulaşacaksa, bunun yolu yeni bir düşünce tarzından geçer” demiştir. Makalenin psikolojik ve ruhani kapsamından, ve cümlenin kurulduğu bu ortamdan çıkarak bu sözdeki anlamı aynı kısalıkta ifade edebilmek için, insanlar farklı cümleler üretmişlerdir.

Ama bütün cümlelerdeki temel anlam, insanlığın eski dünya düşünce yapısından, yani ‘zıtlıklar’düşünce yapısından çıkarak bir yüksek aşamadaki düşünce yapısına, yani ‘birlik’ düşünce yapısına ulaşmaları gerektiğini ifade eder.

Sonsuz yaradılışın temel tanımı zıtlıklar değildir. Zıtlıklar, evrende  sadece bir anlık, ve organizmaya göreceli tanımlardır. İyi/Kötü, Faydalı/Zararlı, Bizden/Onlardan, Güzel/Çirkin gibi birşeyi  ancak zıt tanımlarla tanımlayan bir zihin, evrimleşme sürecinde hızlı karar ve seçimler verilmesini sağlayarak hayatta kalmanın değerli bir aracı olmuştur. Ancak, sonsuz yaradılış gerçekte her an değişim içindedir. Sonsuz tanımları ve sonsuz boyutları olan bir olgudur. Zihnimizin 0/1 sınıflamasını ‘sonsuz’ aşar. Zihnin bu sonsuz yaradılışı kavrayabilmesi için 3(+1) boyutun üstüne çıkması ve tıpkı bir labirente yandan değil de yukardan bakıyor gibi görebilmenin getireceği avantajı yakalaması gerekir. Zihin, ancak boyut atlamayı öğrendiğinde bu sonsuz karmaşık ve dinamik yaradılışın içinde doğru yolu bulabilmeyi de öğrenir.

Ama hepimizin tahminlerinin dışında… doğru yolu bulan zihin değildir. Zihin sadece kendisinin bu mükemmel mekanizmada sadece belli bir rolü olduğunu idrak eder. Daha doğrusu bunu ‘biz’ idrak ederiz. Kendimizi zihnimizle tanımlamayı bırakırız. Zihnimiz ile kalbimiz arasındaki o bir karışlık mesafeyi aşarız. Sonsuz bilinci dinlemeye başlarız. İşte bu durumda artık biz sadece 3(+1) boyutlu sınırlar çizgisinde yaşayan varlıklar olarak bizi kat kat kere kat kat aşan bir evrende debelenip durmayı bırakırız ve gerçek kimliğimize bürünerek bu hayata, bu dünyaya, bu evreni idrak ederek lâyık olan ‘İnsan’ olmayı başarırız.

Sevgiyle Paylaşın ❤

Blog İstatistikleri

  • 3,071 görüntüleme
Follow Çıkış Kapısı on WordPress.com