İnsanlar Zorluklarla Karşılaştıkça Evrimleşirler

İnsanlar zorluklarla karşılaştıkça evrimleşirler.jpgİnsalar Zorluklarla Karşılaştıkça Evrimleşirler.

Bazı inanışlar insanların ve diğer bütün varlıkların daimi bir evrimleşme sürecinde olduğunu söyler. Bazı inanışlar ise insanların mükemmel olarak yaratıldıklarını ve sadece kişisel bir olgunlaşmanın söz konusu olabileceğini…
Açıkçası, ikisi de aynı düşüncenin farklı bakış açılarını temsil ederler. Çünkü herhangi birşeyin potansiyel mükemmelliği, onun faal mükemmelliğini garantilemez ve olgunlaşma sürecini dışlamaz. Kişisel olgunlaşma süreci red edilebilir bir durum olmadığı gibi, bireylerin toplumdan, toplumun da evrensel bütünlükten ırak varlıklar olmadıklarıda gitgide daha çok idrak etmeye başladığımız bir bilgidir.
Sevgiyle Kalın

Reklamlar

Başkasının gönlünde kendimizi görürüz.

Bir aynada bedenimizin yansımasını görürüz.jpg

 

Bırak gitsin. Zaten seninse geri döner.

 

Sahip olduklarımızın uçup.jpg

Birşey bizi mutlu etmeye başladıktan sonra biz onu artık mutluluğumuzun kaynağı olarak görmeye başlarız. Geçici de olsa mutluluğumuzu sağlayan bu dış unsur, artık bizim “mutluluğumuzun bizim dışımızdaki bir objelere bağımlı olduğu” inancını geliştirmemize sebep olur.

Mutluluğun aslında içsel bir özellik olduğunu unuttuğumuz andan itibaren ise bütün ümidimiz bu objeler olur ve biz bu objelere “bağımlı” konumuna düşeriz.

Şanslıyız ki hayatta tek değişmeyen şey değişikliğin kendisidir. Dolaysıyla gün gelir, bize mutluluk veren o şey uçup gider. O zaman içine düştüğümüz üzüntü ve umutsuzluk aslında bize unuttuğumuz birşeyi hatırlatmakla vazifelidir: Mutluluğun özü kendi içimizdedir.

Bu bunalımlı devre aslında sadece daha bilinçlenmiş bir insanın yaradılışının hikayesidir.

Üzüntülerimiz zaman içinde hafifler, hayat devam eder. Tekrar mutlu olmaya karşı direncimiz azaldıkça karşımıza bizi mutlu edecek ufak tefek şeyler çıkmaya başlarlar. Veya bir koku, bir ses, herhangi bir şey bize mutlu bir anımızı tekrardan hatırlatır. İşte o sihirli anda içimizde mutluluğu tekrar hissederiz. Ama bu sefer mutluluğumuzun sebebi kendi içimizdedir.

Daha da farkındalık sahibi olmayı başaran insanlar, gözle görülür, elle tutulur bir sebep olmadan mutlu oldukları anları, çocukluklarındaki o saf mutluluğu, meditasyon veya dua anındaki o ferahlığı hatırlarlar.  Bu hissin şu andaki koşullarından ne kadar bağımsız bir şekilde “var olabileceğini” idrak ederler. Baktıkları çiçek ile o çiçeği görürken hissettikleri o sonsuz hayranlığı, huzuru birbirinden ayırt edebilirler. Hissettikleri mutluluğun çiçekte değil kendi içlerinde olduğunu anlarlar. Ve gitgide kendi özlerine dönmeye başlarlar. Gerçekte mutluluklarını  gölgeleyen tek şeyin aslında dış kaynaklara bağımlı olmaktan oluştuğunu görürler.

Artık özgürdürler. Ve yürekleri bir kuş kadar hafif, gökyüzü kadar engindir.

Artık gerçekten mutludurlar. Çünkü içlerinde ne bir savaş, ne de bir direnç kalmıştır. Mutluluklarının kaynağını keşvetmişlerdir: Özbenliklerinin “mutluluk” olduğunu idrak etmişlerdir. Ve bu idrakle artık mutluluğu dış obje ve koşullarda aramak ve onlara bağımlı olmaktan kurtulurlar. Artık tutundukları tek şey, kendi öz benlikleridir. Hoşa giden şeyler hissettikleri mutluluğu misliyle arttırırken, hoşa gitmeyen şeylerin ise sadece kendilerine dönmeleri gerektiğini hatırlatan sinyaller olduğunu idrak ederler.

 

Blog İstatistikleri

  • 3,064 görüntüleme
Follow Çıkış Kapısı on WordPress.com